29 Aralık 2011 Perşembe
öğle yemeği
21 Aralık 2011 Çarşamba
19 Aralık 2011 Pazartesi
toccata
16 Aralık 2011 Cuma
kitchen
15 Aralık 2011 Perşembe
12 Aralık 2011 Pazartesi
madem yazamıyorum, fotoğraflar konuşşsun.

sonra kalktım istanbul'a gittim. bir günlüğüne. önce kardeşime kocaman ve sonra konak pastanesinde alman pastalarına sarıldım, onları sevdim.18 Kasım 2011 Cuma
kafiye olsun diye değil.
günler günlerin ardında.çok da bir şey yapmıyorum. mesela yarın ankara'da mfö var gitmiyorum. bahar geldi. gitti. bayram bitti.sunumlarım bitti.şimdi gireceğim 3 sınav kaldı. ikisi epeyce önemli. onların bitişini bekliyorum.3 Kasım 2011 Perşembe
daraldım.
19 Ekim 2011 Çarşamba
I see rhinoceros!
midnight in paris'i izlemeyenler izlesin. ben sevdim. epeydir sinemaya gitmeyip, açılışı böyle bir filmle yapmak güzel oldu. ben ki bir sergiye gittiğim de, ya da bir sanatçının günlüklerini, mektuplarını okuduğum da hep bir etkilenirim, filmdeki kahraman olsam ne olurdu bilmiyorum.18 Ekim 2011 Salı
yüzüklerin hanımefendisi.
17 Ekim 2011 Pazartesi
lahana bebek.
6 Ekim 2011 Perşembe
yok
forno a legna!
Bahar’ın işyerine yakınlığı dolayısıyla miss pizza’nın şişhane’deki şubesinin önünden defalarca geçmiş ama hiç içeri girmemiştim. Derken günlerden bir gün Bahar “merve bugün işyerine öyle bir pizza geldi ki, italyadakiler gibiydi, unutamıyorum, adı da dur ya neydi" deyince, anladım ki, orası miss pizzaydı ve artık oraya gitmekten başka çarem kalmamıştı.Ve bir duruşma için gittiğim istanbul’da tek başıma bir öğle yemeği ancak bu kadar güzel olabilirdi çünkü;Mekan çok sevimli.
Odun ateşinde pişen pizza enfes.
20’ye yakın pizza çeşidi var ve kahveleri de güzel.
Hatta eğer tuvalette, yerde, suyun akması için basmam gereken bir pedal da olsaydı , italyadayım beeen diye bağırabilirdim..Denenmeyi bekleyen başlangıçlar olduğunu da düşününce ben burayı geç keşfettim ama artık sık sık giderim. Gözlerinizden öperim.
30 Eylül 2011 Cuma
29 Eylül 2011 Perşembe
28 Eylül 2011 Çarşamba
life lover*
gezinin kayda değer şeyleri ayaklarımı denize uzatıp, gazete okumaktı. uzun uzun denize bakmaktı.
bahar iyi ki vardı.
teyzem bana harika bir kolye aldı.bitti.
okuduğum kitabın bir yerinde diyor ki;*bağışlanmış bir atın (dişleri için) ağzına bakmak, ABD İngilizcesinde "bedava gelen bir şeyi bile beğenmemek" anlamında bir deyimdir.hayat bağışlanmış bir attır, fikrimce.bedava gelen hayatınızı beğenin.
27 Eylül 2011 Salı
bahrizyo.
hayatın telaşına kaptırıp kendimi, gittiğini farketmemeye çalışıyorum. daha erken yatıyorum mesela, daha çok istanbul'a gidiyorum, o geliyor. dayanamam sanmıştım. dayanıyorum. iyi yönlerinden bakıyorum. mesela eskiden telaşla yaptığımız her şeyi, yavaş yavaş yapıyoruz. hep sevdiğimiz şeyler yerine, yenilerini keşfedip, sevdiklerimize onları da eklemenin tadını çıkarıyoruz. aynı elbiseleri giyip, hiç yürümediğimiz sokaklarda bir şeyler arıyoruz. bazen buluyoruz. yenebilecek her şeyi yediğimiz kahvaltıda, karşılıklı oturup, biz ne kadar kolay insanlarız diye muhabbet ediyoruz... hızlı hızlı yürüken bir anda, iyi oldu be bu istanbul işi diyoruz. 26 Eylül 2011 Pazartesi
bazıları çayına şeker atıp içiyor.
21 Eylül 2011 Çarşamba
orada bir ev var uzakta, o ev bizim evimiz.
masanın üzerinde bahar'ın da emeği geçen, yapımında yer aldığı "and mag"lar, istanbul moda haftası için basılmış "gazeteler", tünelin arka sokaklarında, bana eski manavımız Veli'yi hatırlatan (hiçbir zaman Veli Amca/Abi olmayan cool insan Veli sahi şimdi ne yapıyordur?) en az Veli kadar orjinal olup, bana bamya tarifi veren, bozuk paralarımı görünce, ay sonu zor gelecek galiba diye takılan manavdan alınmış meyveler, şekerci cafer erol'dan alınmış jöleli şekerler( en sona hep turuncuları kalır, en rağbet göreni kırık sarı olanıdır, neden sırf ondan almayızı da o şekerler için yarışmayı seviyoruzla açıklayabilirim),biraz ruffelslı tavuk salatası,kürşad'ın demek erkek arkadaşlarının listesini yaptın haa diye heyecanla eline aldığı alışveriş listesi, harika bir kitap "Pukka Living" (kesinlikle edinin), iki bardak limonata(merve yapımı), neyir'in hediyesi harika matruşkalar(ben bir matruşka severim, ama matruşkaları açarken çıkan gıcırtıya da uyuz olurum),sol üst köşede, metrocity'nin alt katında, migrosa doğru giderken solda kalan kırtasiyeden alınmış, harika bir defter v.b., herşeye hükmeden kumandalar.19 Eylül 2011 Pazartesi
i m like a bird.
cuma günü kuş gibiydim. uçtum gittim istanbul'a. saçma sapan bir yolda resmen mahsur kaldım. kurtarıcım neyir geldi. cafesinde kahvaltı ettim. beni duruşmaya bıraktı. sonra işler işler işleer... kürşadların ofisinin orada bir esnaf lokantasında güzel bir yemek yedim. can'la buluştum. bir ara sokağa sapıp birden deniz kenarına ulaştık.deniz kenarında yürüdük, yürüdük.bahar geldi. bahar'ın katar maceralarını dinledim. sonra gece yarısı kabus gibi bir otobüs yolculuğuyla bahar'la birlikte ankaraya döndüm. otobüs yolculuğu o kadar uzun sürdü ki bir an yanlış otobüse bindik zannedip, bahar'ı uyandırdım. otobüste bir teyze uçakların yerden gittiğini zannediyordu, ona güldüm. cumartesi diş doktoruna gittim. pazartesi için başka bir diş doktoruna havale edildim. yukarıdaki güzel yüzüklerimden birini bahar'a kaptırdım. pazar bahar döndü. burada hayat şöyle böyle.15 Eylül 2011 Perşembe
14 Eylül 2011 Çarşamba
alışveriş orucu raporu.
12 Eylül 2011 Pazartesi
hey sista!
26 Ağustos 2011 Cuma
Naneli.
25 Ağustos 2011 Perşembe
istanbul'da hep aynı şeyleri yapan Merve'nin yeni keşifleri.
Keşif 1 Cremeria Milano--muhteşem dondurmaTünele gelmeden sağda. İstiklal caddesi üzerinde. Yanında Calzedonia var , karşısında Özsüt. Sahibi İtalyan bir kadın. Çok suratsız ama iyi kalpli. Karpuzlu dondurma favorim. Tam bir İtalyan işletmesi, geç saate kalmadan kapatıyor. Sakın tünelin hemen girişindeki dondurmacıya aldanmayın. Ki o dondurmacı, aldığın top sayısına göre külah veriyor. Ne kadar ayıp.
Keşif 2İskele İzmir Lokmacısı/ya da İskele Çay Bahçesi-muhteşem lokma Lokma benim için yıllar önce Didem ve Neyir’le gittiğimiz Kuşadası tatilinde, akşamüzeri tarçınlayıp yediğim efsane tatlıydı ama artık lokma deyince İskele Çay Bahçesi’ni anmamak olmaz. İstinye sahilde. Boğaz karşınızda. Deniz ayağınızın dibinde. Lokmalar sona doğru iyice şerbetli ve leziz. Çayın yanında limon da getirdiklerinden benim için 10 numara bir mekan.
Keşif 3 Galata Konak Cafe-muhteşem milföy pastası+manzaraBurayı bu İstanbul gezimden önce keşfetmiş olsam da hala yeni sayılır. Biraz Galata kulesine, biraz denize, Biraz Haliç’e bakan harika bir terası, bir de çok güzel milföylü pastası var. İlk gidişimde şahit olmasam da ikinci gidişim de çok kötü bir servis vardı ama yine de görülmeli. Yemekleri de güzelmiş. Bahar ve Teyzem öyle dedi.
Keşif 4 La Sirene Bebek -bebeğin gürültüsünden, görgüsüzlerinden muhteşem uzaklık.Bebek'e çok kere gitmeme rağmen, böyle bir yerden neden haberdar değildim bilmiyorum. Ben starbucks ya da nero’da sanki burgerking’de oturmaya gelmişim gibi hissedebiliyorum. O yüzden manzarası harika ve bir cumartesi günü bile sakin olan bu mekana bayıldım, "annem görmeli" listesine bile ekledim. Bebek Parkı’nın içinden denize doğru gidip sola dönerek ulaşmak mümkün.
Keşif 5 İstanbul Modern-sadece muhteşem. Hep gitmek isteyip, hiç gitmediğim yer.Pazartesileri kapalı. Giriş 14. tl.Perşembe günleri ücretsiz. Süreli sergilerden "Son Kodachrome Filmi" adlı fotoğraf sergisi , beni pek cezbetmese de, fotoğraf meraklıları ve sanatçıları için önemli bir sergidir eminim. Ben ilgimi çekemeyişini hintilerden haz etmememe bağladım. (fotoğrafların çoğu hintli ünlülerindi)Bu kadar da sanattan anlamam. Lakin çeviri de olsa, duvarda sözleri yazan, Paul Simon'ın Kodakchrome Şarkısı'nı çok sevdim. Özellikle de; "lisede öğrendiğim tüm saçmalıkları düşününce, hala düşünebiliyor olmam mucize" kısmını.Bunun dışında sürekli sergiye bayıldım. Tabii ki düşünülerek yapılmıştır ama Hale Asaf'ın bir resmine bakıp, bir kaç resim sonra Teyzesi Mihri Müşfik'in tablosuyla ve sonra da biraz daha ileride onun ders aldığı İtalyan ressamın eseriyle karşılaşmak, benim için çok keyifliydi. Eğer İstanbul'da otursaydım, sık sık gideceğim bir mekan olurdu. Şansıma gittiğim gün Elif Şafak da söyleşi için oradaydı. Bir gün cafe'sinde oturup bir şeyler yemek, bir de müze mağazası'ndaki tasarım yüzüklerden edinmek gerek.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
easy
iftar saatine az kalmış. telefonun ucundaki ses "senin dediğin yerde değilmiş mekan, sen bostancı dolmuşuna atla gel" der. mesafe çok değildir ama dolmuş kuyruğu çoktur. neyseki çabuk ilerler ama bu sefer de trafik çoktur, beklersin. dolmuşa binersin, inersin, buluşursunuz. mekanı sorarsınız bir bakkala "aaa burada değil ki der". bir de dolmuşçuyla muhabbet edeceğim varmış.."
foto:fener stadına doğru giderken.
23 Ağustos 2011 Salı
Çiya.

ve sadece yemekler değil sanki, orada insanı çeken bir şey var... Hedefimde ise tekrar gitmek ve kebapçıyı da ziyaret etmek.
Fotoğraflar biraz yemek telaşından biraz ayfondan dolayı dandiktir. İdare ediniz:)
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Neyir'in Cafesi..
Neyir herkesin emeklilik hayalini gençken yaptı. Onu yıpratan işinden ayrıldı ve bir cafe açtı.
Niyetim İstanbul'a gitmişken ona sürpriz yaparak, aniden cafesinin kapısından içeri girmekti. Ama bulamam belki telaşı sarınca bünyeyi, yaklaşınca, "geliyorum been" diye telefon açtım.
O önce şaşırdı, çok sevindi sonra beni pembe motoruyla ışıklardan alıp, cafesine götürdü. (Uçak'da rica etseler; "düşüyoruz, pilotmumuz da devre dışı" deseler, neyir uçağı da kullanır.) Önce korktum motordan ama sonrasında hiç inmek istemedim.(Küçükken de bisikletin ön tarafına oturtturur, gezdirirdi beni, neyseki motordan düşmedik bisiklettte olduğu gibi)
16 Ağustos 2011 Salı
4.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
simple is the best
14 Ağustos 2011 Pazar
naber çikita.
13 Ağustos 2011 Cumartesi
sütlaca doğru.
ama bazen gitmek daha güzel. pijamanın, havlunun, diş fırçanın olduğu, gidemeyeceğin sandığın, içinde çok özlediklerinin olduğu, evim diyebildiğin bir yere gitmek daha güzel.
12 Ağustos 2011 Cuma
taktak.
iki elin sahibinin de aynı olduğuna inanmak baya güç!
bahar istanbul'a gidince kıyafet blogu hayal oldu , o halde ben de takılarımı koyarım.en sevdiğim takı yüzük. aynı model, ince yüzükleri işaret ve orta parmağıma takmaksa favorim. bu sene bronz/rose takılara bayılıyorum.
bu yüzüğün gümüş rengini uzun süredir beğeniyordum. dükkanda bronzunu görünce dayanamadım aldım. parmaklarım kısa ve bu yüzükle tombik gözükse de sağ elimde ilk fotoğraftakiler sol elimde buyüzüğüm gayet ahenkli oldu bence..
dükkanımıza beklerim.





















