26 Ocak 2015 Pazartesi

boş boş bakıyorum etrafa

kocaman bir acı yaşadığın her anda en büyük acı o sanıyorsun. sonra daha büyüğü de geliyor. ama gerçek olan o anda ellerin titrese de, kalbin patlayacakmış gibi çarpsa da, başın ağrıdan çatlasa da, vücudundaki her organ buruşurmuşcasına büzülmüşse de o ilk anda hissettiğin acı geçiyor. vallahi geçiyor.ama bu anlardan sonra gelen o durma isteği sonrası hiç kıpırdamak istemediğin anlarda işe gelmek zor. giyinmek, gülümsemek , kafanı çalıştırmak zor. derdini kimseye anlatamamak zor. ya da mış gibi yapmak akıl sağlığın için iyi olabilir. iyi ki işlerimiz var. ve işlerimize gereken saygıyı gösteren iç disiplinimiz (!)

siz siz olun vızır vızır arabaların geçtiği bir trafikte, tuttuğunuz eli bırakıp karşıya geçmeyin.
geçerseniz bırakılan elin sahibine araba çarpıyor, travma geçiriyor çarpılan.
sonra asfalta düşmüş o eli tutsanız da sizle gelen sadece bir kol oluyor.

25 Ocak 2015 Pazar

26ocak2015

kocaman dünyada tek başınasın.

23 Ocak 2015 Cuma

naçizane

Bir dizi tavsiyesi; leftovers
ilk başlarda çok yavaş geldi. finaline gelebilirsem kesin abuk subuk bir şey de çıkabilir ama 1. sezonun sonlarına doğru beni çok etkiledi. hayatımda bir fırt sigara içmemiş insanım, beyazlara bürünüp, oyak sitesinde, baharların evin önünde sigara tüttürüp, üstüme gelen köpeklere, kağıda koşt yazarak cevap vermek istiyorum.

bir film tavsiyesi; boyhood.
bence gerçek bir filmdi. karakterlerin filmle birlikte büyümesi/ yaşlanması güzeldi.(film 12 yılda çekilmiş) iyi o kadar zamanda kimse ölmemiş diyen tek öküz ben olamam herhalde?

bir kitap tavsiyesi; henüz okumamış garibanlar için; Yenişehirde bir öğle vakti. (Sevgi Soysal)
ben bu kadar zaman bu kitabı neden okumadım bilmiyorum. ama belki de güzel olan o ankara kitabını istanbuldayken okumaktı. sen de okumadıysan oku. bitmesin diye çok yavaş okudum.

Dergi tavsiyesi; kafka okur ve kafa.

ben blog yazmaya mı başladım ne?

okuyan var mı?

22 Ocak 2015 Perşembe

1983 yılında spora karşı olarak doğdum.

Evet bu gerçek. sporu sevmiyorum. ama dönem dönem gayret ettim. Geçen sene ilk önce 2 ay aletli pilates yaptım, daha önce Ankara'da mükemmel bir pilates hocasıyla çalıştığımdan mıdır nedir bir türlü "oha süper bir dersti" moduna giremedim. Sonrasında grup derslerine geçtim. Mat üzerinde biraz daha ağladım, sanki daha bir verim aldım ama 2 ayın sonunda onu da bıraktım. Bu arada İstanbul'daki işim sebebiyle hareket alanım daraldığı için gün içerisinde kısa yürüyüşler yaptım ama dağılan saç baş, öğlen yenemeyen yemekler derken ondan da sıkıldım. Zaten belinde ve dizinde sorun olan bir insan olarak en iyisi yüzeyim dedim. Okulun içindeki havuza yazıldım, Ağustosa kadar ona da düzenli devam ettim sonra onu da  bıraktım. Ve farkettim ki aslında ben her ay başka bir spor yapsam ideali o çünkü sıkılıp sıkılıp bırakıyorum.Zaten hiçbir yere üye olmayıp ders başına para vermek benim için en ideal yöntem.

Ağustostan sonra 4 ayı sporsuz hareketsiz yatarak geçirmenin ve ne bulduysam yemenin neticesinde yazdan beri 2.5 3 kilo aldım. Ocak ayı itibariyle kendimi değiştirmeye yemin ettiğimden önce spinninge başladım. 3 haftadır gidiyorum. Bu haftada öğle yemeklerini evden getirmeye başladım ki spinning kadar etkili oldu diyebilirim , resmen hafifledim, karnımdaki dev şişlik gitti.

Akşamları da ufak bir şeyler atıştırıp ( spor varsa 1 2 saat önce yiyip sonra bir şey yemiyorum) ertesi gün öğlen yiyeceklerimi hazırlıyorum. mutlaka evde ya da işte yumurtalı kahvaltımı ediyorum.Ekşi mayalı güzel de bir ekmek buldum.

Spinningden sıkılınca hedefimde pole dance var.
Sonrasında tekrar pilates.
Şimdilik anlattıklarımdan sporcu sağlıklı gibi dursam da vücudum öyle durmuyor ama o günler de gelir.
Bir yemin ettim dönemem yani bu bedeni bırakmak yok.
Sonunda bir nilgün bodur olup durmadan yulafla beslenir miyim ya da spinning dersindeki o kız kadar fitleşip sıfır terlemezken dersi videoya çekip instagrama yükleyecek kıvama gelir miyim bilmiyorum.
Öyle olursa söylersiniz normale dönerim.
Öptüm.

19 Ocak 2015 Pazartesi

ben istanbulda ne yapıyorum?

bir haftasonu istanbul'da nasıl geçti. cumartesi yürürken bunu düşündüm. eskiden yaşadığımız belli bir dönem için vay be ne günlermiş ne bol vaktimiz varmış falan deriz biz baharla.sonra başka bir dönem ne yaşadığımızı bilmeden oradan oraya savrulmuşluğumuz da var çünkü. bu cumartesi ve bu pazar çok güzeldi.

aslında her şey çok basitti. sabah erkenden uyandım. evi topladım. kürşad'ın üşüyorum çığlıklarını duymak pahasına evi havalandırdım. o arada güzel bir kahvaltı hazırladım. neyirin aldığı fıstıklı tulumdan koydum, ekmekleri kızartmak için tavaya yerleştirdim, yumurtaları kırdım, sucukları doğradım, domatesle pişirdim. sonra içimden aniden dışarı çıkmak geldi. kürşad uyuyor. baharı aradım. uyanık. giyindik. kahvaltıyı kürşadla recoya hediye ettik. istikamet maçka. akali. burası çok güzel bir mekan. istanbula yolunuz düşerse,  nişantaşına falan gelirseniz, oralarda ikamet ediyorsanız, abuk sabuk bir yerde yemeyin kalkın üşenmeyin, buraya gelin. çizkek güzel, kahvaltı güzel, kahve güzel. sonra dedik ki deli gibi yedik haydi yürüyelim. günün sonunda maçkadan istinyeye varmış durumdaydık. bir soda içtik evimize vardık. akşam boyhoodu izledik. güzeldi.

pazar aynı kahvaltıyı tekrar hazırladım. bu sefer omleti kabaklı kırmızı biberli yaptım. evde yayıldık da yayıldık. kürşadla biraz yemek yaptık. sonra yine kendimizi yollara attık. bu sefer istinyeden tarabyaya. yürümek insana iyi geliyor.

akşam turşu yaptım ilk defa. bir sebze çorbası azıcık tv cumba yatak.

bu haftasonunu aratmayacak günlerimiz olsun.

10 Aralık 2014 Çarşamba

praiano

Bitiyor işte 2014. Kendime karşı acımasızdım biraz ama kolay bir yıl da olmadı. Kız hep halaya çekmezmiş ben dayıma çekmişim diye benzemekten keyif aldığım dayım gitti bu yıl. Çok zor geldi. Hala çok zor.

Biraz kilo aldım. Biraz bıraktım kendimi. Biraz hep yapamadıklarıma odaklandım. Biraz kayboldum.
Çok güzel yerler gördüm..
Unutmayacağım film karesi gibi anlar yaşadım. O anlar benim için çok önemli.

Nerden esti bu kadar yürümek diye kendimize kızarken, şezlongların kaldırıldığı ve hatta kuma gömülü şemsiyelerin sular altında kaldığı bir plaj gördük yolun aşağısında, binlerce merdivenle kıyısına inerken nasıl geri tırmanacağımızdan endişeliydik, ama indik, sonra o plajda dalga seslerinden birbirimizi duyamadığımız bir anda, sadece ikimizken, etrafta kimsecikler yokken, ben çok güzel bir kitabın sonuna geldim. O kitabın sonunu yanımdaki adama okudum. Onun gözleri doldu. Benim gözlerim onun gözleri doldu diye doldu. Tam o anda bir kayanın üzerine tek başına bir martı kondu. o martı benim çok özlediğim ya da onun çok özlediği biriydi ya da ikisi birden.
Dönerken merdivenler bizi hiç zorlamadı çünkü bazı anları yaşamaya değer.

Şimdi bazı şeylerden eskisi gibi keyif alamıyor muyum acaba diye düşünürken hatırlamak iyi geldi.

Ama bu bir 2014 yazısı olamadı.

4 Aralık 2014 Perşembe

kahvaltı rüyası

dün serviste başladım ağlamaya.
sonra eve geldim susturamadım kendimi. sonra da boşver dedim bıraktım kendimi. evde kimse de yoktu. sonra uyumuşum. rüyamda dayım gelmiş mehmetle beraber. bizim mutfak, bizim ev. kahvaltı hazırlıyorum. dolabı açıyorum. sarı bir ışık mutfağa dolmuş.çok üzgünüm yeniden. bazen başa dönüyor insan. geçer tabi.