18 Temmuz 2018 Çarşamba

day 3-19/06/2018


Day 3

Sabah kahvaltısı leccenin en eski pastanesinde Cotognata Leccesede bütün hamur işleri çok leziz. İçerisi bağıra çağıra konuşan İtalyanlarla dolu. Oturmadan barda kahvelerimizi içip cornettolarımızı yedikten sonra istikamet yine istasyon. Sıradaki durak salento bölgesinin Osmanlı izleri taşıyan otranto'su.

Eski şehre iner inmez, doğruca Otranto katedralindeyiz. Rivayete göre  8 Temmuz 1480’de 128 parçalık Osmanlı donanmasıyla Otranto açıklarında görülen Gedik Ahmed Paşa 18 bin kişilik bir kuvvetle İtalya çizmesinin tam topuğunda yer alan şehri kuşatmış. İki hafta kadar dayanan şehir nihayet 11 Ağustos’ta ele geçirilince,  Paşa daha önce fethettiği hiçbir yerde yapmadığı kadar şiddet uygulayarak, 800 kişiyi din değiştirmeleri için zorlamış. Rivayete göre aralarından bir terzi teklifi reddedince Türkler de 800 kişiyi kılıçtan geçirmiş. Hatta ilk öldürülen terzi başsız bedeniyle infazın sonuna kadar ayakta kalmış,  yıkılmamış. Bunu gören Türk askerlerinden biri de dayanamayarak Hıristiyan olmuş ama hemen çarmıha gerilmiş.

Bu hikaye kilisenin duvarlarında ayrıntıları ile resmedilmiş, kilisenin iç kısmında da o tarihte öldürülenlerin kafatasları mevcut ve oldukça ürkütücü.

Kilisede gezerken, yanımızda bir İtalyan yaklaşıyor, hikayeyi biliyor musunuz diyor, kürşad da evet üzücü bir hikaye diyor, İtalyan adam istanbul’dan geldiğimizi  duyunca resmen dehşete kapılıyor.

Sonrasında Kürşad bu vahşeti araştırmak için kendini adıyor ve yabancı bir çok kaynaktan konuyu araştırıp, öldürülenlerin 2013 yılında vatikan tarafından aziz ilan edildiklerini öğreniyor, İlber hocamız da araştırmalarımızı destekler şekilde görüş beyan etmiş. Şöyleki; Papalık Ortodoks inancına sahip olan bölgede halkı Katolikleştirmek için çaba sarf ediyor ancak bir türlü tam başarı sağlayamıyormuş,  Vatikan’ın gönderdiği piskoposlar bölgede kabul görmemiş. Çok sayıda isyan çıkmış.   Otranto seferi ise 1479’da imzalanan Osmanlı-Venedik barış antlaşmasının hemen ardından, Papalığın düşmanı Floransa hâkimi ünlü Lorenzo de Medici’nin teşviki ile gerçekleşmiş. Dolayısıyla Osmanlı’nın Otranto’da bahsedildiği gibi aşırı şiddet uygulamasının akılcı bir nedeni olmamakla birlikte öyle gözükmesinin Papalık açısından faydası olduğu kesin. Çünkü ortada her dönemde olduğu gibi bir ‘din siyaseti’ varmış.

Konuyu tüm boyutlarıyla araştırıp, görevimiz sona erince sahile iniyoruz, iki şemsiye bir şezlong kiralayıp, bu sefer de Ortanto'da denize giriyoruz. Kaleden sahile inerken daracık sokaklardan geçiyoruz.

Deniz aşırı temiz olmamakla birlikte keyfili vakit geçirmemize yetiyor.
Dönerken yol üstünde tesadüfen rastladığımız bir yerden sandviç ve cips alarak otobüsle tekrar Lecce'ye dönüyoruz.

Akşam evimize varıp, giyinip süsleniyoruz.
Üzerimde kırmızı bir etek var ve Kürşad sürekli herkesin bana baktığını söyleyip,Lecce’nin İspanyolu geldi diye benimle dalga geçiyor. Bu akşam dün gelemediğimiz Torre de Merlino’dayız. Kürşad 4 peynirli harika bir pizza yerken benim tercihim makarna.

Yemeğin üstüne ise tekrar Alvinodayız ve lecceselerimizi içiyoruz.
Roma anfi tiyatrosunun duvarlarına oturup gelene geçene bakıyoruz. İçimden bir ses lecceyi özleyeceksin diyor.




27 Haziran 2018 Çarşamba

Day 2-18/06/2018



Day 2

Bundan tam 16 yıl önce bugün üniversite sınavına girdiğimi hatırlıyorum. o gün hangi üniversiteyi kazanacağımı, ne iş yapacağımı bilmiyordum. sınavım da oldukça kötü geçmişti. cashmere de arkadaşlarımla, efkarlı şarkılar eşliğinde dansederken, gelecekten tek beklentim, yanımda sevdiklerim dünyayı gezmekti. o anı dün gibi hatırlıyorum. 16 yıl sonra dileğimin yıl dönümünde dünyanın hiç görmediğim bir yerindeyim.

Sabahtan dün çok beğendiğimiz doppio zerodayız, Kürşad peynirli omletli bir kahvaltı tabağı alıyor, ben kruvasan, tereyağ ve reçel yiyorum, birer cappucino ile taçlandırdığımız kahvaltımızı Gallipoli'ye gitmek üzere sonlandırıyoruz.

Lecce’de biletileri alıp trenin nereden kalkacağını anlamaya çalışıyoruz , ikimizde ayrı yönlere gitmişiz, o sırada trenitalia üniformalı gençten bir çocuk karşıma çıkıyor, nereye gitmek istediğimi anlasa da bana nereden gideceğimi bir türlü anlatamıyor, sonrasında elindeki valize aldırmadan, benimle trenin kalkacağı yere kadar yürüyüp gösteriyor. İtalyanların bu yönü bizden farksız, dilini konuşamasalar da sonuna kadar yardımcılar.

Sonrasında Kürşad'ı buluyorum ve rayların üzerinden geçerek treni beklemeye başlıyoruz.
Tren geldiğinde o da ne? Bu mazotla çalışan adeta ilk tren diyebileceğimiz eskilikte bir çılgın ulaşım aracıJ

İçine bindiğimizde dışının içinden daha yeni olduğunu görüyoruz, koltuklar deri, turuncu perdeleri bile var ve tabi ki klima yok, bütün yol bunaldıkça kafamızı camdan dışarı çıkartıyoruz.

Trenin içinde ise herkes adete bir roman karakteri.

Kulağımda harika müzikler , etraf çok güzel, bazen bir istasyonda uzun uzun bekliyoruz ama bunlar bile bizi çıldırtmıyor. Bir günde sanki İtalyan olmuşuz, bu çılgın yavaşlığa anında uyum sağlıyoruz.

öğle saatlerinde Gallipoli'de trenden inip, eski şehir merkezine yürürken çevremiz tam bir hayal kırıklığı sanki, ne zamanki balıkçıları görüyorum, işte o zaman gözüme güzel görünüyor.

Yine de buralar turist kaynayan klasik İtalya’dan çok farklı. Deniz kenarına ulaşınca İtalyan ailelerle ve genç arkadaş gruplarıyla karşılaşıyoruz. Bu sefer de aklıma "olağanüstü akıllı arkadaşım" kitabı geliveriyor. Kendimce bir lenu, bir solara ailesi buldum bile. İskelenin yanında gördüğümüz şezlongların ne kadar olduğunu öğrenmek isterken adam ücretsiz diyerek bizi şaşırtıyor, deniz inanılmaz temiz. Plaj hafta başı olduğundan kalabalık değil ve kendimi dünyada minicik bir nokta gibi hissediyorum.  Dönerken ara sokaklarına dalınca karşımıza bir dolu meyve sebze arabası ve sünger satan tezgahlar çıkıyor. Her yerde acı kırmızı biberler asılı, üzerinde viagra yazıyor. Dünyanın her yerinde önemli konular ortakJ Zamana aldırmadan, sırayla denize giriyor, güneşleniyoruz.

Uzun uzun acele etmeden, telaşlanmadan ve saate bakmadan zaman geçirmeyeli çok olmuş. Zamanı yöneterek zamanı doğru kullandığımızı düşünürdüm ama burada yetişilecek saatler olmayınca tam tersi zamanı çoğalttığımı düşünüyorum. Dönüşte bu sefer otobüsle tekrar Lecce'deyiz. 

Giyinip kuşandıktan sonra ne kadar acıktığımızı fark ediyoruz. Aklımızda bir akşam önce torre de merlino’da gördüğümüz pizzalardan yemek var. Aklımızdakini okumuş gibi duran garsonsa pizza bugün yok yarın var diyor. Peki nereye gideceğiz? İstikamet doğru osteia degli spiriti. Bu mekanı michelin kitabında görmüşüm, gezici günlük de okumuşum, üzerine odamızı kiralayan çocuk da önerince aklımıza daha iyi bir ihtimal gelmiyor. Mekan oldukça şık ve dolu, rezervasyonumuz yok ama şansımıza mutfağın karşısında  2 kişilik bir masa boş, güler yüzlü garsonumuz bizi oraya oturtuyor, tepemde harika seramikler, solumda çok güzel bir tablo var. Mutfağın içine kaçamak bakışlar atmak ise benim için harika bir fırsat. Burada güzel bir burrata, üç çeşit balıktan oluşan nefis bir carpaccio yiyoruz, benim doymak bilmeyen ruhum, pirinç/patates kroket ve lecceye özel hamur kızartmalarından da isteyince masamız bir şölen yerine dönüşüyor. Üzerine ben patlıcanlı domates soslu ve yıllık ihtiyacımı karşılayacak kadar peynirle dolu spagettimi yerken, kürşad bölgeye özel orreccihettisini deniz mahsulleri ile yiyor. Uzun süredir yediğim en güzel yemek bu olabilir ve mekanda harika müzikler çalıyor. Kalktığımızda çok tok ama çok mutluyuz.

Şehir de bir iki tur atıp, kahve içmek için alvinoya gidiyoruz, birer espresso içip, yoldan gelen geçeni izliyoruz. Puglia bölgesinde sevmediğim tek şey, kahvenin yanında plastik minik bardakta gelen su olabilirJ Kahveden sonra Kürşad beni "mutlaka dondurma yememiz gerektiği" konusunda ikna edince, yine yeniden nataledeyizJ Bugün bir de harika bir tasarım dükkan keşfettik. İsmi Vico dei Bolognesi. Ama Euro karşısında dükkan çok pahalı kalıyor, ben de gördüklerimi içime çekmekle yetiniyorum. Odamıza doğru yürürken, tiyatro binasının önünde tatlı bir kalabalık var, merdivenlerine oturup onları seyrediyoruz. Herkes oldukça şık ama en güzeli herkesin gösteri sonrası tebrik çiçekleri. Tüm eller dolu dolu, kiminin elinde tek bir ortanca, bazılarında kuru çiçekler. Ama hepsi çok kibar. Biz de bir sanatçıyı tebrik etmek ister gibi onlarla bekliyoruz. Bazen bir yerli olabilmek ne kadar kolay.

26 Haziran 2018 Salı

Puglia/Salento Gezimiz. Day 1.

Uzun süredir bu kadar kalbime dokunan bir seyahate çıkmamıştım. Unutmamak için yazmak istedim. Toplam 6 günü yazmayı becerebileceğimden emin olmasam da , bu niyetle başlıyorum.


Day 1-17/06/2018

Uçak yolculuğunda rötarda olmayınca havalimanından bindiğimiz trenle yaklaşık 15 dakikada bari merkezdeyiz.
Lecce'ye gidecek trenin saatini kontrol edince yaklaşık 2 saatimiz olduğunu fark ediyoruz.
İstasyondan biraz ileri yürüyüp bir pakta oturuyoruz, ama sabahın erken saatleri olması sebebiyle etrafta tekin olmayan tiplerden rahatsız olunca bir yarım saatin sonunda yine istasyona dönüyoruz.
İstasyondaki cafede bir şeyler içip, gelene geçene bakarken, İtalyanların bağırış çağırış muhabbetlerini dinlerken, trenimiz geliyor.
Günlerden Pazar olunca, tren, üzeri bikinili mayolu gençlerle dolu. Özellikle monopolide plajcılardan inen çok oluyor.
Yol boyu zeytin ağaçları ve üzüm salkımlarını seyrederek, ara ara da denizi görerek Lecce’ye varıyoruz.
Yol bizi yormamış olacak ki kalacağımız yer 20 dakika uzaklıkta görününce hadi yürüyelim diyoruz.
Yürürken karşımıza not ettiğim doppio zero çıkınca hemen kapının önündeki masalardan birine oturuyoruz.
Burada fish and chipsli ve breseolalı güzel bir salatayı paylaşıp, tarallolarla da ilk kez tanışıyoruz. (bey pazarı kurusundan daha az yağlı gevrekimsi krakerler) ekmek sepetindeki foccaciaları da zeytinyağına batırarak affetmeden yiyoruz.
Sonra diyoruz ki birer Leccese içsek mi( badem sütü ile yapılan puglia bölgesinin meşhur kahvesi-ve sonradan burada içtiğimizin en kötüsü olduğunu anlıyorum) dedikten sonra , kahveler de bitince tekrar yola koyuluyoruz. Sokaklar bomboş, herkes siestada, ama lecce beni garip bir şekilde etkiledi bile.
Şehrin bir ruhu ve rengi var.
Yürüye yürüye, ter içinde kaldıktan sonra kalacağımız yere ulaşıyoruz, tatlı bir İtalyan bizi bir saat beklemiş, aramış, görmemişiz ama sıfır trip, bizi hemen yukarı taşıyor, kredi kartımız çekmiyor, ama adam yine sinirlenmiyor, sonra hallederiz deyip bize odamızı gösteriyor. Odamız eski şehrin hemen sonunda güzel bir apartmanın içinde. Beklediğimizden çok daha düzgün ve temiz çıkınca, seviniyor ve siesta saatinde İtalyanlara uyup, uyumak üzere panjurlarımızı kapatıyoruz.
Akşam olup da uyanınca yemek için Trattoria di Nonna Tetti’deyiz. Öğlen önünden geçerken 2 kişi geleceğimizi söylemiştim, garson da tamam demişti hiçbir yere not etmeden. Mekan kalabalık. Masamıza geçiyoruz. Başlangıç olarak 5 tabaktan oluşan antpastiyi seçiyoruz, kabak carpaccio, kızarmış patlıcan, burrata peyniri harika.

Üzerine bölgenin meşhur nohutlu makarnasından yiyoruz, içinde erişteyle beraber, kızarmış hamur parçaları ve nohut var. Sadece bir adet söylemişiz ama ikimize de fazlasıyla yetiyor. Şimdi 2 greeddy italian bizimle olsa bu yemeğin de fakirlikten çıktığını tatlı tatlı anlatırdı diyorum.

Yemekten sonra istikamet ; Natale, dondurmaları bir yana sadece külahları ve üzerine taktıkları minik waffle için bile gelinir. İçerisi oldukça kalabalık. Kürşad 3 ben 2 topla kapanışı yapıyor ve dükkanın önünde geçenleri seyrederek yiyoruz.

Lecce’de sokaklar çok keyifli, akşam kalenin oradan başlayıp, tekrar şehrin kapılarına, romaa nfi tiyatrosuna kadar turluyoruz. Basilico di santa corsa biz ordayken tadilatta, ciesa di san marco, piazza del duomo, colonna di sant'oronzoyu haritada armanıza gerek yok. yürüdükçe birer birer önünüze çıkıveriyorlar. ama bunlardan da güzeli  sokakların kesinlikle bir ruhu var, renkler çok güzel. Ferzan özpetek filmlerinin etkisinden mi bilmiyorum ama Lecce bana çok başka geliyor. Hiç ayrılmak istemiyorum. Aklımda İllaria'nın tavsiyeleri, kürşadla, onun sokağından geçiyoruz. "açılabileceğin birkaç arkadaş bul... seni istemeyen binlerce insan arasından seni sevecek birini bul." 

7 Mart 2018 Çarşamba

kuşlar.

çocukluğuma dair en güzel anılardan biri (hatta gençliğme dair);sabahın erken saatlerinde uyanıyorum, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, bu bir işaret. sanki bu hava güzel demek, sanki bahar demek, sanki kısa çorap giyebilirim, sokakta oynayabilirim ya da gökyüzü mavi demek.
bir sürü şey demek ama sevindiğimi hatırlıyorum, çok sevindiğimi.

istanbuldaki evimizde ilk senemizde, henüz yatak odamızın baktığı tarafta inşaat başlamamışken bir kuş vardı.
uykulu gözlerimi açtıktan sonra gülümsememe neden olan ama orada kuşun ötüşü herhangi bir işarete bağlanmamıştı. kuşun sadece ötüşü güzeldi. mutlu eden oydu.

şimdi onu da duyamaz olduk ama bahar gelirken ve yolda yürürken tatlı tatlı öten bir kuşla karşılaşmam bunları yazmama neden oldu.


27 Şubat 2018 Salı

yaşar

Yaşar doğuştan engelliydi.
Biraz zihinsel, çokça bedensel.
Ama çalışkan biriydi Yaşar.
Mendil satarak geçimini sağlardı, Yaşar dilenmezdi, elinde sadece bir mendille gezmezdi, büyükçe bir çantanın içinde sermayesini taşır , pırıl pırıl üstü başı, güler yüzü ile mendile ihtiyacınız var mı derdi.
Ben çantasının içinde her şey olan kızlardan olmadım belki hiç, ama mendilim hep vardı, hep Yaşar'dan aldığım mendil paketlerim vardı.
yaşar şikayet etmezdi, arada gelir dükkana otururdu, laflardık.
Yaşar en fazla ülkenin hali, ekonomi ile ilgili birkaç bilindik laf eder ama günümüzde herkesin muzdarip olduğu söylenme hastalığının belirtilerini göstermezdi.
Yaşar sanırım kendine acımazdı, ben de hiç ona acıyarak baktığımı hatırlamam.
Karşılıklı çay içtiğimiz bir gün kanser olduğunu öğrendim.
Tedavisinde de ara ara kaşılaştık.
İyi gibiydi, iyi olacak sanmıştım.
Kendine acımadığı gibi kendini dinlemeyen ve hastalığını ayakta, çalışarak geçiren Yaşar , yaşar sanmıştım.
Şubat ayında Yaşar'ı kaybettik.
Bir süre sonra onun adını kimse hatırlamayacak.
Belki ben bile unuturum.
Unutmamak için yazdım işte.
Bu dünyadan bir Yaşar geçti.
Gittiğin yerde her şey güzel olsun.

27 Aralık 2017 Çarşamba

merveme mektup.

canım mervecim,
2017 bitiyor gibi. neler yaptın bu yıl? kendine ait minik bir markan oldu, etrafındakilerinin desteği ile güzel iş başardın ama stresin yine peşini bırakmadı,yılın sonuna doğru onu sanki kontrol etmeyi öğrendin, ara ara vazgeçtin, ara ara çok gaza geldin. ama bırakma merve. çünkü bu sayede çok tatlı insanlarla tanıştın, fikir alışverişleri yaptın, bütün bu güzel çemberi daha da genişlet lütfen. bir dükkan bul kendine haydi yolun açık olsun.

spor konusunda beklediğimden iyiydin, sevgili pt nin seni satışlarını , karıştığınız adli vakıaları saymazsak, iyi bir yıldı, haftada 4 gün spor yapıp of neden 6 gün olmadı dediğin bile oldu. oldu yani sen artık spor yapmadığında eksiksin, yıkanmamış gibisin, saçın yağlı gibi, aç gibisin. ama manükürün gelmiş gibi değilsin yani arayı açmıyorsun aferim.

seyahat etmek senin için önemliydi. marta kadar yavaş başladın, plansızlıklar içindeydin, beklemediğin bir şekilde, paris, basel , roma, londra ve berlini gördün. iki şehri yeniden gördüğünü saymazsak iyi yer gördün ama artık hedeflerini büyüt mervecim, ne zaman fasa gideceksin, o japonya seyahati ne tarihte, ürdün ne olacak?  van gölünde yüzmeyecek misin? gaziantep lezzet turun ne alemde? hala mı karadenize gitmedin? bunları bir netleştir 2018 'de . çünkü sana en güzel gelen şey yeni yerler görmek, şaşırmak, gezip görürken hayatı düşünmek.

bu yıl yeni neler denedin? neler öğrendin? probiotik içeceklerle ilgili bilgi edindin, kayak konusuna niyet ettin, kendine göre olmadığını anladın, yeni bir dil bence öğrenmeyi deneyebilirsin ama sanki hevesin yok bu yıl bunu bir düşün derim. bir de motor konusu var, sanki ona da bulaşacaksın ama kararsızsın. maraton koşma geleneğini de sürdürdün umarım antalya maratonuna da katılırsın.

bu yıl sağlık kontollerinde sınıfta kaldın, yıl bitmeden kadın doğuma gitmeni, endokrinoloji işlerini halletmenş ve kalbin için kontrolünü de yaptırmanı rica ederim.şubata kadar süre verdim hadi yine iyisin.

bu yıl çok güzel bir şey daha başardın, köpek korkunla ilgili fersah fersah yol gittin. kedileri de 2018 e yazsam mı? kedi alıp falan başıma iş çıkartma ama.

çocuk işinde ne durumdasın? yapacak mısın? çocuksuz musun? evlat mı edineceksin? bu konuda artık bir netleş bence. sonra üzülmeni istemem.

bu yıl bir konuyu iyice öğren istiyorum. ister kurtuluş savaşına çalış, istersen japon kültürüne yoğunlaş ama bilgilen mervecim. canımı sıkma.

instagramı çok azalttın. facebooku , twitter ı telefonundan sildin. instagramda sadece markanla kalmayı dene.

yardım işlerinde fena değildin ama düzenli bir fayda sağlamaya kafa yor.

daha çok müzik dinle.

maneviyatını güçlendir, bu konuda daha çok eylem bekliyorum senden.
özetle;
seni seviyorum merve.
seni tanımayı , seninle konuşmayı, kafanın içindeki şarkıyı seviyorum.
neşeni kaybetme.
kendi kafanı yaşa.
sevdiklerin hep seninle huzurla sağlıkla yanında olsun.





4 Aralık 2017 Pazartesi

irem anısına

genelde planlı insanımdır, hafta sonu ne pişirsem, hangi günler spora gitsem, iş çıkışı ne yapsam yazarım defterime. bazen de bu halimden çok sıkılırım çünkü planım bozulursa çaktırmamaya çalışsam da huysuzlaşırım. esnek ol derim kendime, bunun için yogaya başlamışlığım bile var, bedenim esnerse ruhum da esner belki hesabı.

ama bu sabah kötü bir haber aldım. stajda birlikte hacze gittiğim, omuz omuza bulaşık yıkadığım, evinde kısır partileri verdiğimiz, alışverişler yaptığım,  beni çok güldüren, polatlı yollarında bana her daim güneş kremi sürmenin önemini anlatan, ruhsat törenimde beni yanız bırakmayan, iş konusunda tavsiyeler veren, mor kürklü, mavi gözlü, sarı saçlı, neşeli, aklından geçeni yüzüne söyleyebilen, kafasına koyduğunu mutlaka yapan irem ölmüş. 
çok üzüldüm. kalbim çok acıdı.
bugün ve yarın içinde tabii ki planım vardı, sonra neyir aradı, size geleyim mi dedi, tabii ki gel dedim, yarın için de tabii ki planım vardı, duygu gelmiş, görüşelim dedi, tabii ki görüşelim dedim.
çünkü bazen planların çok anlamsız, sevdiklerinle daha çok zaman geçirmek çok daha anlamlı. bir sergiye sonra gitsen, haftada bir spor eksik yapsan ölmezsin çünkü.
ama kanlı canlı neşeli bir insanken gidebilirsin birden burdan.
mekanın cennet olsun irem.