5 Haziran 2015 Cuma

arkadaşım eş.

çok arkadaşım var mıdır? epeyce vardır da  20 i geçmez gerçekten değer verdiğim insan sayısı. ama hepsini geçmiş yıllarda biriktirmişim. yaşlandıkça yeni arkadaşlıklara daha bir kapamışım sanki kendimi. hoş yüksek lisansta çok sıkı arkadaşlarım oldu. bir de instagramdan blogdan tanıyıp, sevdiğim, görüşmesek de arkadaşım olarak gördüklerim de var bak.

neyse velhasıl ben , her hafta bir arkadaşıyla sosyalleşen insan, istanbula gelince biraz boşluğa düştüm. en en yakın arkadaşlarımdan biri en en uzak noktalardan birinde oturunca da öyle baharın kürşadın arkadaşı dışında kafama estikçe buluştuğum insan sayısı az.

ve sonra ben mahalleye yeni gelmiş ergen edasında bir arkadaş edindim. çok iyi arkadaşız sandım. derdimizi tasamızı paylaştık,  zararlı öğle yemeklerini, alışverişleri , kahveyi. herkese de dedimki, ne şanslıyım şu yaştan sonra ne güzel bir arkadaşım oldu.

ama bu yaştan sonra ; insanların samimiyetsizliğine, acımadan kazık atışlarına, aynısı başına gelir diye korkmayışlarına şaşıracağım varmış.

bana bunların yapan insan yüzünden zor bir durumda düştüm mü düştüm. ama geçer mi geçer. ve fakat kalbin kırgınlığı zor geçer.

her şey samimiyet. samimi olun.
saçmaladım yine ama bir aydır gerçekten üzgünüm ve herkese komik gelse de insanı arkadaşı sandıkları da aldatabilir. ve sen kendini kötü hissedebilirsin.

4 Haziran 2015 Perşembe

ağlak merve

hep tuhaf şeylere duygulanırım gözlerim dolar.
Bugün cam ofis inşaa eden taşeron firmanın sahibi amca  yaptığı odanın fotoğrafını çekerken gözlerim doldu, ağlamamak için zor tuttum kendimi.ona öyle tuhaf baktım ki adam iki kare çekip kaçtı, sonra rahat çekemedi diye de ağlamak istedim.

sonra ortak alanda yine inşaat sebebiyle daralmış bir kısımda sıkışmış koltukta sütlü tatlısını paylaşan üç çalışana sarılıp ağlamak istedim.

dün erhan abi, merve sıcak su borunuz paslanmış, bak patlamak üzere dedikten sonra boruların olduğu kısmı açıp, aaa sizinki değilmiş başkasının borusuymuş karıştırdım dediğinde de ağlamak istedim. o zaman herhalde sevinçten.

bu aralar yoğun stres sebebiyle ağlama potansiyelimde artış var. kafayı yersem haber verin.

2 Haziran 2015 Salı

iyi ki doğdun güzel dayım.

her sene kutlardık senin doğumgününü. şimdi biz bu akşam ne yapalım?
seni çok özledim. bazı gerçekler çok ağır. insanın içinde dağlar çöküyor.
mevsim bahar mevsim yaz ama anlamsız kalıyor.

22 Mayıs 2015 Cuma

kime ne

klasik serzenişler bunlar. ama her bekar sevgili bulmalı, her sevgili evlenmeli, evlenenler üremeli diye tutturanlar var. fakat son zamanlarda en çok başıma geleni;bir de şu var. Kocan neredeeeeeeeeeee? Yanımda olmadığı bir günde ortamda nasıl olduğu sorulabilir, neler yaptığı sorulabilir tamam nerede olduğu da sorulabilir ama geçen haftasonu katıldığım bir düğünde (ki kahraman kocamla birlikte katıldım) yanımda olmadığı her an kocan nereedeeee demek nedir? ayağımıza mı bağlayacağız adamları? biz kocamız yokken adam değil miydik?

niye yazdım bunları , yazacaklarımı da yazamadım aslında, kime kızmıştım ki?
sadece senin gibi olmasam da ben senin kötü , yanlış, haksız olduğunu düşünmüyorum . hamile arkadaşlarıma gidip doğurma sakın desem? kalksam sana, bence mutsuzsun boşan desem? hadi evlen, hadi doğur, hadi birini bul demekten ne farkı var. herkesin aklı kendine yetsin.
ama doğru yok. senin aslında iyi dediğin temenniler belki birinin kalbini sıkıştırıyor, elinden gelmiyor, içinden gelmiyor.
bize bulaşma. işine bak.
öptüm bye.

8 Mayıs 2015 Cuma

iş hayatı

çok sevdiğim yöneticim geçen hafta itibariyle doğum iznine ayrıldı. işleri paylaşarak onun yokluğunda çalışacağım iş arkadaşım da  aynı gün pat diye istifa etti. şoklardan şoklara girdiğim cumanın ardından bu hafta, kaplan tarafından kovalanan adam ne hormon salgılıyorsa onu salgıladım bence. bu şekilde adrenalin vücudumda da artınca da akşamları bile çok yükseklerdeyim. sabahları erken kalkmama engel olmasın diye alerjiden ölsem de içmediğim ilacı perşembe gecesi itibariyle dayanamayıp alınca her gün 7 den önce kendi kendine uyanan ben uyuya kaldım. tabii bunda bugün istanbuldaki muson yağmurlarının etkisi de olabilir.
bugünün sakin sessiz geçmesini umud ediyorum.
diyetin ne oldu derseniz, 3 kilo değil 2 kilo verdim. bunda spora gidememenin etkisi büyük.  o da olur inşallah.
yarın utku evleniyor. çok heyecanlıyım.ve genel olarak dualarınızı olumlu enerjilerinizi rica ederim.

16 Nisan 2015 Perşembe

sağlıklı beslenme nasıl gidiyor?

Pazartesi salı kahvaltı ve öğle yemeklerinde iyiydim. akşam yemeklerinde biraz saçmaladım. ayrıntısına girmek istemiyorum o yüzden:( pazartesi 3 km yürüdüm. bu öğlen 20 dakika yürüdüm. bunun dışında havaalanında koşmalar, adliyede uzun yürüryüşler sayılmıyorsa ,başka fiziksel aktivitem yok.

Çarşamba ise iş için şehir dışında olduğumdan kahvaltı sonrası öğünlerde tost ve sandviç yiyerek beslendiğim için iyi beslendim diyemem. yine de tatlı yemememek belki başarı sayılabilir.

bu sabahtan itibaren daha umutluyum;
sabah yulaf+laktozsuz süt+muz
ara öğünde 10 badem
öğlen evden getirdiğim ton balıklı, rokalı, caparili ve az parmasanlı salata.
ara öğünde 2 kayısı bir probiotik yoğurt
yedim.
bir sütsüz kremasız kahve içtim.
akşam da dışarıda olacağım için dışarı çıkmadan yoğurtla granola yemeyi planlıyorum.

Aralarda ise delicesine olmamak kaydıyla su içiyorum. iki litre falan içmiyorum çünkü benim boyumda ve kilomda bir tipin iki litre suya ihtiyacı yok ve çok su içince kendimi iyi hissetmiyorum. suyuma zaten her zaman limon sıkarım, varsa tarçın çubuğu atarım. çayla kahveye pek bir tutkum olmadığından canım sıcak bir şey isterse de sıcak su içiyorum. arada bir de yasemin ve yeşil çay.

yarın da allah kerim.
haftasonları zaten sadece kahvaltı edip yaşayabilirim.
bakalım, kısmet.
Öptüm.


14 Nisan 2015 Salı

d. gribi günlüğü.

ben bile yazmaya korkar oldum. d.omuz gribi oldum demeye ürker oldum. ama başıma gelenleri anlatmam vatan millet için iyi olur diye düşünüyorum.

26 Mart  günü duruşma için İstanbul'dan Ankara'ya gelmek üzere havalimanına doğru yola çıkarken zaten biraz kırgınlık hafif yorgunluk içerisindeydim. Havalimanında biletim türk havayolları iken pegasus kioskundan bilet almaya çalışmam belki de şuur kaybımın ilk belirtisiydi.

Sonrasında her şey normaldi,  babaocağına  geldim. Boğazım biraz ağrıyordu, hafiften öksürüyordum ama mevsimsel bir astım, alerji v.b. ben de her zaman olduğu için önemsemedim.

Sonra sabah oldu, sedergineimi içtim, ballı sıcak sular, yumurtalı kahvaltı. Çünkü ben kolay kolay yatağa düşmem. Duruşmayı beklerken biraz tuhaflaştım, her yerim delicesine ağrıyordu, öksürüyordum, mübaşir halime acıdı, duruşmamı öne aldı.

Duruşmadan çıkınca öğle yemeği yeme hayalimi çöpe atıp, doğrudan bir taksiyle eve gittim. Üzerime kat kat yorgan serip bir saatlik öğle tatilini uyuyarak geçirdim. Uyandığımda kan ter içindeydim, pc yi açıp çalışmaya başladım ama harfler sanki uçuyordu, beynim su olmuş akmış gitmişti. Annemi arayıp bana bir doktor bul ben iyi değilim dedim. Ki ben ölsem ancak doktora giden biriyim ama bir tuhaflık olduğunu anladım. Çünkü hissettiğim ağrının tarifi yoktu ve içimdeki ses bence doktora git diyordu.

Doktora giderken kendimi tekrar iyi hissettim, hatta anneme ne gereksiz oldu, zaman kaybı dedim, doktoru beklerken pc kucağımda çalışıyordum, harfleri de sanki görüyordum.

Doktor ciğerlerimden gelen sesi beğenmedi, zatürre olabilirsiniz bir de kan testi yapalım dedi. Ben özel hastane/sigorta ilişkisine yorup testleri çok da önemsemedim. Ciğerlerim temiz çıktı, ama o da ne kan testlerim arasında h1n1 testi de vardı sonuçlar ancak 2 saate çıkardı! Testin d.gribi testi olduğunu yedi alem biliyormuş ben o gün öğrendim.Zaten doktorun fenalaşınca arayın demeleri bir tuhafıma gitmişti. Elimde reçetem, test sonuçlarını telefonla öğrenmek üzere hastaneden çıktım, Eczaneye gidip ilaçları almaya çalışırken , önümdeki iki kişi "domuz gribi ilacı bu", "şu an piyasada yok, önünüze gelen tüm eczanelere sorun" denerek postalanınca onlara çok üzüldüm, çünkü kendimi başka bir grip türüne ait hissediyordum(!), derken aynı yanıtı alınca hafif sarsıldım. Ve ilaç yok. Piyasada doktordun verdiği ilaç yok! Kuzenim vasıtasıyla ilaca ulaştım, ilacı bana veren doktor da bir kaç hafta önce domuz gribi olduğunu, başka bir hastalığı olmayanlar için artık ölümcül olmadığını, ilaç içip dinlenerek atlatabileceğimi söyledi. Ayrıca bakanlığın salgın ifadesini kullanmadığını, doktorların ek bir hastalığı olmayan hastalar açısından bu ifadeyi "dillendirmek" istemediklerini beyan etti:)

Bu sürede benim ateşim yine yükseldi, ölsem gitmeyen rengim gidiverdi, aynada görüntümden korktum. İlaçları içtim, kustum, ben kusarken doktor anneme testin sonuçlarını "kibarca" bildiriyordu, geceleri çok tuhaf halüsinasyonlar gördüm. Sonraki günlerde özellikle akşam göğsüm ve sırtım çok ağrıdı, o anlarda "acaba" dedim. Doktor 2. kontrolümde 5 günlük rapor verdi ve Ankara'da kaldım. (ilk muayenede doktora haftasonu dinlenirim ben istanbula döneceğim diyerek rapor almamıştım)

Sonrası bildiğiniz grip, bitkinlik, halsizlik. Göğüs ağrıları da kesilince hem bedenen hem ruhen biraz rahatladım.Annemle babama da koruyucu ilaç başlandı ve hastalığım süresince minnoşlarımdanbaşka insan da görmedim. ama benim gibi bir sarılmacı öpmeci kişilik anasıyla babasıylauzaktan uzaktan bakıştı ki bu da acıklıydı.

Peki bunu neden yazdım? Doktora gidin hastalanınca diye. virüs mevcut durumda başka bir kalıtsal hastalığı olmayan için "artık" öldürücü olmasa da (ne var ki ek bir hastalığı bulunmayan 79 doğumlu bir uzak tanıdık bu nedenle vefat etmiş) benim gibi kendi kendini iyileştirmeye çalışmayı sevenler için hastalıktan kurtulmak zor. Mesela antibiotik içmek yok, portakal suyu , limon benzeri yasak, ateşlenme durumunda yaşlı ya da çocuk değilsen parasetemol benzeri ilaçlar da içilmiyor. 

Hepinize sağlıklı günler dilerim.