1 Mart 2017 Çarşamba

sayıklama

uyumak için yatıp kefiri süzmedim diye fırladım yataktan. gecenin o saati gaza gelip , ikinci fermantasyonu denemek üzere, biraz portakal kabuğu rendeledim. yatarken aklıma kombuchaları şişelemediğimiz geldi, bahar'a mesaj attım. sabah normalden biraz erken kalk, spor eşyalarını hazırla, dava dosyasını hazırla, kurs materyallerini hazırla derken, akşam yemek yiyemeyeceğiz diye kocamı dürttüm, duruşma öncesi dışarda kahvaltı ettik. çantama bakıp, "içinde neler var?" diye sordu, "spor eşyaları, kurs kitapları, öğle yemeği falan" dedim, "e hem kursa hem spora nasıl gideceksin?" d,iye sordu, "öğlen spor, akşam kurs" dedim. "biraz yavaşla" dedi. ben de yavaşlamaya karar verdim. bu öğlen spora gitmedim. istinye parkta boş boş gezdim. aslında ruhum yavaş sanki, yolda gördüğüm köpeğin tatlılığının, yollara dikilmiş , henüz açmamış lalelerin  farkındayım. ama belki de daha yavaş olmalıyım. bazen bu kadar çok şey yapmaya çalışırken, bir şey(ler)den kaçmaya çalıştığım geliyor aklıma, ne olduğunu da tahmin ediyorum hatta. ama sonra da diyorum ki belki de bu benim huzurlu olma biçimim.33 yaşında hiç olmadığım kadar nasıl biri olduğumu düşünüyorum. insan olmak çok zor. 

20 Şubat 2017 Pazartesi

kayseri

kaymazken kayağa gitmek gerçek bir saçmalık. ama arkadaşlarınla gülmek, görüşmek, durup dururken sarılmak için değer.
kayseride tekirdeyim. teleferikten indim. bir grup çocuk. montları aynı ya da çok benzer. çok mutlular orada oldukları için, ama çok sessizler. göz göze gelmek çok kolay onlarla. şöyle bir bakman yeterli. çünkü onlar 1000 km ötedeki sevgiyi hissedebilecek kadar sevgiye ihtiyaç içindeler.
onlara gülümsedim. bana gülümsediler.gidip sarılmak istedim. yapamadım. gözlerimde yaşlar, öylece kaldım. 

15 Şubat 2017 Çarşamba

selçuk maceram

giderken çok da hevesli değildim. çünkü sürekli seyahat ediyordum, çok yorgundum, otel dışında birinin evinde konaklamak çok sevdiğim bir şey de değildi. derken yola çıktık. gecenin bir vakti selçuğa vardık.yatarken ertesi gün pazara gitmekten bahseden ev sahiplerini duyunca , o gün tanışmış olsak da lafa atladım, beni de götürün dedim. sabah olup, erkenden uyanınca, sessiz evde önce spor yaptım, sonra duşumu aldım, baktım hala çıt yok, kendimi kapının dışına attım, o anda aynı apartmanda, pazara gitmek üzere yola çıkan babanneyle karşılaşıp, ona takıldım. ev sahiplerimiz de bize katılınca, uzun süredir yemek istediğim; arapsaçını, turpotunu, ebegümeciyi pazar torbama attım. biberiyeler, siyah havuçlar... ben pazarın her köşesinde sevinç çığlıkları atarken, onlar pazarı asıl baharda görmem gerektiğini söyleyip durdular, ama ben fazlasıyla ihya olmuştum. sonrasında selçuğun biraz dışına çıkıp, uçsuz bucaksız şeftali, zeytin ağaçları arasındaki minik bir evde çok güzel bir kahvaltı ettim. yanan soba, köyden gelmiş bazlama, tereyağ, el açması börekler, bahçeden cevizler, kaz ymurtasını tabağıma koyan bir sevgili, izmirin güzel peynirleri derken, mutlulukan gözlerim doldu. hatta korkumu yenip, bir köpeğin başını bile sevdim:) 
öğleden sonra efesin kenarından geçip, meryem anaya çıktık.tam 15 yıl önce gittiğim meryem ana bu sefer bana çok farklı ve güzel geldi. belki de çok kalabalık olmadığından. isa bey camii ise uzun süredir gördüğüm en güzel camiiydi. avlusuna hayran kaldım.
iki günde çok güzel insanlarla tanıştım, bol bol kahkaha attım,bana harika yemek tarifleri verdiler, bir dolu hikaye dinledim, eski fotoğraflara baktım, ev yapımı bir nar ekşim bile oldu.

tüm bunlar da bana güzel bir hatıra olarak kaldı.
hayat bir gezince, bir de güzel şeyler yediğinde güzel:) 

29 Aralık 2016 Perşembe

bye 2016

2016'ın muhasebesini yapalım mı? kötü demeyin artık ona. yeter yüklendiğimiz. negatif her şey gibi, bu nefretten de usandım. ne meraklıyız nefret etmeye. ne dövdük be 2016 'yı.

ki ben de kötü şeyler gördüm. yaşadım. korktum. bundan kötüsünü görmem sandım. gördüm. ülkem için, dünya için, masum bir dolu insan için ağladım, ağlıyorum.

kendim için ne yaptım?

deli gibi spor yaptım. bedenime iyi davranınca onun da bana güzel dönüşleri oldu. sporun ruhuma da iyi gelebileceğini , belli bir yaştan sonra da olsa disipline girilebileceğini öğrendim.

seramiğe geri döndüm, yepyeni renklerle, tekniklerle tanıştım.

bir sürü kitap okudum. bu yıl çok okudum.

yine maraton koştum. bu yıl koşu derecesinde değil ama yardım derecesinde ilk 100 e girdim.
her yıl bir maraton hayalimi sürdürmeye devam.

o minik deftere hayallerimi yazmaya devam ettim.
o minik defter bana güzel dönüşler yaptı.
yeni yerler açtı, daha çok hayal et dedi.

2016 da yurdumun dışına çıkamadım.

ama yılın başında kars , ortasında samsun, yazın başında ege, yılın sonbaharında akdeniz sularındaydım. konyaya her yıl olduğu gibi yine gittim. binlerce kez de ankara istanbul arası mekik dokudum, bazen 10 günde 6 kere uçağa bindiğim oldu. yolculuklarda insanları seyrettim, telefon konuşmalarını dinledim, hangi dergi sayfalarında takılıp kaldıklarını, nasıl yemek yediklerini izledim. keşke işim bu olsa. bu işin adı ne olurdu?

yeni yıldan dileğim;

bir ton.

ama en çok umudumu kaybetmemek. ben güzel şeyler okuduğumda, bir grup insan bir yere doluşup yeni bir şeyler öğrenirken, müzik dinlerken gözleri dolan insanım, mutluluktan. bunlar hep olsun. bu hissi kaybetmeyeyim. ben yine gayret edeyim. çalışayım elimden geldiğinde, kendimi adam etmekle başlayayım, belki bir gün dünya da adam olur. ve seveyim. hep çok seveyim.
başka da ne olsun?

18 Ekim 2016 Salı

bugün çok sıkıldım.

biraz dinlenmek istedim. instagramımı sildim. (üç ayrı hesabı olan bir kişi için büyük dinlenme) cumartesi vapurda giderken, herkes gibi ben de bir anlığına , herkesin telefonuna kafasını gömdüğü o anı görünce aman sileyim şu hesaplarımı biraz dedim. ne kaçırırım? neyin moda olduğunu, alternatif spor hareketlerini, harika yemek tariflerini. ama biraz kaçırsam dünyam rayından çıkmaz herhalde.

sonra sabah instagrama bakmazken, serviste olduğum o anda sarı ağaçları farkettim, arkasındaki sarı evle. ne zaman sarardılar bilemedim ama onları gördüğüme sevindim.

altı hafta spor bana yasaklandı, iç bunaltılarımla, kış öncesi depresyonumla baş etmem biraz zorlaştı ama zaman çabuk geçer.

mr. robot u seyrediyorum. uzun süredir seyrettiğim en güzel dizilerden biri. tavsiye ederim.

hala inside out u seyretmemişseniz onu da tavsiye ederim.

siz orda mısınız? tavsiyelerimi duydunuz mu? bilmiyorum.

bugün çok sıkıldım.

23 Eylül 2016 Cuma

otur baştan yaz beni

öğleden sonra otaryolara bakıyordum.çok severim onları, çünü ıslak lastik parçaları gibi parlarlar. suyun altında halkalar çizerek dönüyor, , her iki dakikada soluk almak için başlarını çıkarıyorlardı, ben de onlara acıyordum: "zavallı hayvancıklar, , ne tekdüze bir yaşamları var, "diyordum içimden, sonra düşündüm: ya biz? biz ne yapıoruz? bütün hafta suyun içinde dönüyoruz, sonra cumartesi, saat altıya doğru Helene de Thianges'da başlarımızı çıkarıyoruz, sonra salı günü Düşes de Rohan'da, Madeleine Lemaire'de , pazar günü de Madam de Martel'de ... aynı şey yaptığımız. Siz de bölye düşünmüyor musunuz?



iklimler

22 Ağustos 2016 Pazartesi

hiraya notlar

gelecekte de  burası olur mu? ben olur muyum? hira bizim hayatımızda olur mu? bilmiyorum. ama çocuk dediğinin hatırası olmalı. 1 mayıstan sonra telefon dışında haber alamadığımız hirayı, biz istanbuldakiler telefondan, ankaradakiler de bizzat 19/08/2016 da görebildi. bunlar da o günün notları olsun.

saçların uzamış, simsiyah. yaraların pembeleşmiş, çok daha iyi. zeynebi görmüşsün. sudenin saçları daha uzun diye biraz üzgünsün. annem seninkiler de uzayacak diyor.

ihtiyaçların;
çocuk makası, güzel bir elbise, kalpli yastık (sudenin varmış) , boyama kitabı ve boyama kalemi.

bilikte kaldığın öğretmenlerini saydıktan sonra teyzemin en çok hangisi ile kalmak istersin sorusuna, sizinle diyorsun.

ayrılık vakti gelip çatınca anneni görüp görmediklerini soruyorsun." annen  çalışıyor."
sen de diyorsun zaten; annemin payası yok.

güzel günler görelim hiroş.
seni hep görelim inşallah.