6 Eylül 2019 Cuma

mervişe mektup

işle ilgili bunaldığımı yazmam üzerine büyük gelişmeler oldu. ama anlatacak halim yok. ama söyleyecek sözlerim var. konfor alanı kadar insanı tembelleştiren bir şey yok. eylül ayının benim için şanslı ve bereketli geçeceğine inanıyorum. başlarda ağladım, sızladım, endişeli ve korkulu yönümü güzelce besledim ama artık yeter. kendimi akışa bırakıyorum, kararlar almak hesaplar yapmak güzel ama bazen işe yaramıyor. kafanda kurduğunla kalıyorsun. bazen başına gelenlerin sakince geçmesini beklemen gerekiyor ki her şey geçip gittiğinde iyi ki kendimi yiyip bitirmemişim , bak işte her şey yoluna girdi diyebil.

bundan 6 yıl önce buraya geldiğimde de içimde bir dolu endişe vardı. her şey düşündüğümden de güzel oldu. inanıyorum ki yine öyle olacak.

tek hatam güzel alışkanlıklarımı biraz rafa kaldırmak. biraz da sevdiklerimi bunaltmak, kırmak.

bir şeyler geçsin spora başlarım, iyi beslenirim, meditasyona dönerim demeye gerek yok. sen bunları yaptıkça bir şeyler düzeliyor zaten.

seni seviyorum merviş.
kendini tanıma gayretini, sevdiklerini kırdığında fark edebilmeni, duygularınla yüzleşip, nedenlerini araştırmanı seviyorum.
öyle gelip, böyle gitme.
dönüşmeye devam.
her şey hayallerinden de öte güzel olacak.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

sayık ve de bayık

işle ilgili olarak oldukça bunaldığım bir dönem. neredeyse 1 yıldır da böyle. artık çok sıkıldım. kendimi hayatın işten ibaret olmadığını hatırlatarak teselli etmeye çalışıyorum. ama bu da koca bir yalan. uyuduğum süreden fazla buradayım. işe genelde söylenerek gelmem. pazartesilerle derdim yoktur. iş rutinlerimi severim. okul gibi gelir. okulu da severdim. ama bu aralar ayaklarım geri geri. dört duvar arasında köreliyoruz. canımı sıkan şeyler yok gibi yapmak ne kadar doğru? ondan da emin değilim. yazmak belki iyi gelir ama bu konuda daha az konuşmaya ve daha az düşünmeye karar verdim. çünkü hayat canımızı sıkan şeylerin çok ötesinde. sporumu arttırıp, beslenmemi düzene soktukça, daha çok okudukça, yürüdükçe, deniz kenarına gittikçe, yeşile baktıkça, pedroyla oynadıkça hayat anlamlı. hayatın anlamını fark edip, prensiplerinden vazgeçmeden yaşadıkça da huzur kaçınılmaz aslında. mutluluk değil de huzur şart be dostum. saçmalamasam olmazdı.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

büyük küçük mutluluklar

didem bir liste yolladı. her güne bir madde. iki gün önce büyük ve küçük mutluluklarımızı yazmam gerekiyordu. yazdım. büyük değil, küçüktü hepsi. ya da küçük olan algısıydı. ama hepsi beni çok mutlu eden şeyler. mutluluklarının farkına varmak çok güzel. birkaç gün sonra kendimi takdir ettiğim yönleri yazmak için sabırsızlanıyorum. farkına varma çok güzel. arkadaşlar daha da güzel.

23 Temmuz 2019 Salı

Karadeniz Gezisi Gün 1 Trabzon



Uçağımız sabahın köründe olmayınca, rötar vs yaşamayınca, güneşli bir havada neşe içinde Trabzon’a varıyoruz. Otel olarak Dedeman’ı seçtik, lokasyon olarak Trabzon’un dışında sayılsa da, İstanbullular için şehir merkezi neredeyse bir bakkal mesafesinde. Otele geldiğimizde kahvaltı halen devam ediyor, hızlıca bir şeyler yiyoruz. Odamız güzel, her yer temiz. 2 saatlik bir uyku keyfinin ardından, dolmuşla merkeze iniyoruz.
Karnımız aç. Kalkanoğlu pilavcısında, kavurma, pilav, hoşaf ve sütlacın ardından, kemer altında turluyoruz, kuyumculara girip, Trabzon hasırı tarttırıyoruz, satılık civcivleri ezilmekten kurtarıyoruz, bir ara market arabasında, papyon takmış iki kazı süren bir kadınla karşılaşıyoruz, esnafla muhabbet edip, pidecilerin dükkanlarına ağzımız sulanarak bakıyoruz, Ayasofya kilisesine çıkıyoruz, Atatürk köşkünü ziyaret ediyoruz, köşkün bahçesinde çay içip, dönelim dediğimizde neredeyse 3-4 saattir gezindiğimizi fark ediyoruz ve yoksa yine mi acıktık?
Bu sefer yine merkeze inip tesadüf eseri Akçay’ın önünde dolmuştan iniyoruz. Akçay’da dönerin ardından, Beton Helva’dayız. Kürşad dondurmasını yaz helvası ile yiyor, benim geçen seferden aklımda kağıt helva ile yememek kalmış. Kürşad’ın hiç kağıt helva yemediğini öğreniyorum. Ve tabii bayılıyor. Akşamı Trabzon Çarşı’da ara sokaklardan birinde 3. Nesil bir kahveci de noktalıyoruz. Gelene geçene bakıp, Yomra dolmuşu ile tekrar otelimizdeyiz.
Küçük yerlerde insan nedenini bilmediğim bir şekilde daha mutlu, daha anda. Her anın daha keyfini çıkarıyor. Ya da sadece tatilde olduğumuz için bana öyle geliyor.

16 Mayıs 2019 Perşembe

İza'nın Şarkısı 11 Mayıs 2019

İza'nın şarkısı bitiyor. Kitabı kapadığım anda kendimi çok kötü hissediyorum. Ev üzerime üzerime geliyor toplasam da dağınıklığı bitmeyecek, temizlesem temizlenmeyecek gibi. İçim sıkılıyor. Dibe doğru yüzmeye başlıyorum. Yemek yapacak halim  de yok. Evden çıkmak üzere kapıyı açıyorum, Annem çıkıyor karşıma. Zile bile basmadan. Rüya mı bu? Annem geldi. Babam geldi. Ben onları düşünürken onlar bir trene binmiş yola çıkmış.
Yukarı doğru yüzüyorum, derin bir nefes alıyorum.
Kitap çok güzeli, Magda Szabo ile tanıştığıma çok memnun oldum.

olafur arnalds

Kombucha mayalarımın müzik öğretmeni, tatlı depresyonlarımın naif eşlikçisi Olafur'u dünya gözüyle dün canlı olarak Zorlu'da dinleyebildim. Konser alanına gittiğimde gördüğüm kalabalığa şaşırdım, sanki o tek benim Olafurumdu. Biz onca insan, kulağımızda bir kulaklıkla, ilk defa gittiğimiz bir şehirde, gece vakti, trenle yol alırken ve yol kenarındaki evlerin içinde yaşanan hayatları merak ederken, bir uçak yolcuğunda içimiz kararmışken, evde kombucha mayalarken, deniz kenarında yürürken onu dinlemişiz ve her birimizin müziğine dair neler hissettiğini düşündüm, güzel hissettim.

Bir ara konserde  ışık en önde bir grup seyircinin üzerine yansıtıldığında, bu ışığın içinden geçen sis bulutları bana sanki müziğiyle içimizdekileri dışarı çıkartıp, müziğine ekliyormuş gibi bir hissiyat verdi.

Benim için müziği, yeşil bayırlar görerek yapılan bir tren yolculuğundan inip, küçük bir eve ulaşmak, yağmur yağması, yağmurun ardından açan güneş, bazen küçük bir çantaya iki parça eşya koyup, uzaklara doğru yola çıkmak, yeniden başlamak, yeni yıl, ışıklar, kalabalık sofralar ve daha bir sürü şey.

müzik iyi ki var.


30 Nisan 2019 Salı


telefonum çalındı. çalınmadan önce instagramda ve watsupta ne kadar zaman geçirdiğime bakmıştım ve biraz üzülmüştüm. hatta kürşad merve sence onlarca telefondaki onlarca fotoğraf ne olacak demişti. biz bastırıyoruz. birileri bakar demiştim:)
sonra bir tepeye çıkıp, kenara atılmış bir şezlonga oturduk. sanki biraz ayıp ederek, hamile çekimi yapan çiftle dalga geçtik. şu telefondan kurtulsam dedim.
derken yarım saat sessizce oturduğumuzu fark edip, telefonuma da bakmadım ne güzel dedim.
oradan kalktık, telefonum cebimden düştü, ben fark etmedim ve sonra orada telefonumu bulan biri aldı gitti.ben bir midye buldum. fotoğrafını çekmek istedim. derken telefonumun olmadığını fark ettim.

telefondan kurtulmak istemiştim ama sanırım böyle değil:)
midye kabuğu baş ucumda. belki elimde de bir dövme olur. anda kalma dersi olarak. düzen tertip ve dikkat için.

22 nisandan beri instagramım yok. yedek telefonumda da uzun süre watsuptan arapça dışında kelime yazamadığım için iletişimim azaldı.
sonra yazmaya üşendiğimi farkettim.
arkadaşlarımla telefonla konuştum.
telefonla konuşmak çok güzel geldi.
ertesi gün telefon almaya giderim sandım ama gitmedim.
arapça yazan kırık iphoneum ve iş telefonu olarak da akıllı telefon olmayan bir samsungum var ve ben onla telefonla konuşurken kendimi bir fransız bir kadın kadar havalı hissediyorum.
attığım adım sayısını, yediğim yemeği, gezdiğim yeri size göstermesem olacak mı?
bilmiyorum.
olur inşallah.
ben sadece benimle konuşurken parlaksam parlayayım, bulutluysam size o yansısın sesimden. ama fotoğraflarımı görmeseniz mi?
olmadığım biri gibi görünmeyeyim.
ya da olduğum gibi görünsem de sizin beni bir profilden başka türlü görmenize vesile olmayayım.
işte böyle şimdilik.

ve bu sabah 30 saniye güneşe baktım. çıplak gözle. çünkü faydalıymış.
son moda faydaları hiç atlamam. sanki iyi geldi.
hadi inşallah.