- yüksek lisansımı bir dönem daha uzayacak çünkü haftada 5 gün okula gitmek istemedim, bu dönem hafta da 3 gün diğer dönem 2 gün giderek inşallah kendisini tamamlayacağım. öğrenci olmayı sevdim. ondan da bitmesin istiyor olabilirim. kafamdan doktora hayalleri de geçmiyor değil. sanırım bu acıyı seviyorum.
- bu aralar çok kötü besleniyorum. mesela dün neredeyse 2 saat içinde bir muz, metro ve ayva tatlısı yedim. amacım ne acaba? cidden yediklerime dikkat etmem gerekiyor!
- saçlarımdaki beyazlar artarken, aklımdan gölge vs. fikirleri geçiyor. saçıma bu yaşıma kadar hiçbir işlem uygulanmadı, rengini de çok seviyorum ama ah şu beyazlar! kafam karışık ve bir ton açığına bir kaç gölge attırıvereyim derken sarışın olmaktan korkuyorum.
- eski hızım ve açlığımla kitap okuduğum söylenemez ama şu aralar yavaş yavaş okuduğum,bitmesini istemediğim iki kitabım var, barış bıçakçı; bizim büyük çaresizliğimiz ve banana yoshimato; kitchen.
- bugünlerde hiçbir dizinin müptelası olamayn bünyemi, cnbc-e'de , gossip girl ve how i met your mother, the closer falan izleyerek oyalıyorum. halbuki blair evlenmiş, kim bilir diğerlerinde neler olmuştur ama ben uzaktan seyrek seyrek geliyorum. siz devam edin.
- şubat biraz hızlı geldi ama 2012'yi sevmedim dersem yalan olur, devamını bekliyorum.
- ama en önemli gündemim bir aydır, baharımı görmemiş olmak onu çok özledim, öyle böyle değil. ve hatta geçenlerde evde içeriye doğru bahriiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii diye bağırdım. ama ses vermedi.kardeşimi çok özledim demiş miydim?
- manasız noktaları kasten yaptım. ya da olası kast diyebiliriz, ama bilinçli taksir değil.
10 Şubat 2012 Cuma
taksir.
neler oluyor dersen?
8 Şubat 2012 Çarşamba
kalpler.

çoook yakın üç arkadaşım, eski iş arkadaşım, kuzenim ve eski stajyerimiz derken etrafımdaki hamile sayısı giderek, katlanarak artıyor:))
şimdilik 2'sinin cinsiyeti belli, hatta birinin gelişine neredeyse 2 ay kaldı:)
heyecan dorukta, günlerimiz minik kıyafetlere bakıp çığlıklar atmakla ve şimdilik didem için bir doğum öncesi partisi organize etmekle geçiyor, orjinal fikirlerinizi bildirirseniz sevinirim.
bebekler ülkesinden merve.
2 Şubat 2012 Perşembe
istanbul gibi(!!!)
akşam haberlerde "bala'da 50 cm kar var, yollar kapalı" dendiğini duyunca, kendimi tutamadım, babamı da kışkırttım ve sabah atladık arabaya( tabii olaylar böyle gelişmedi, duruşmam vardı, mecburi hizmetti, babamsa kızına hiç kıyamaz, maceraya da bayılır..)
(beynam'da bir eskimo evi:) babam olmasa kesin göremezdim)
Yollarsa açıktı, anladım ki kar , uzaklara, dağlara, insanların küçük evlerinin olduğu, sokağa sık çıkmadıkları yerlere, uçsuz bucaksız tarlalara yakışırmış en çok.
Yolda giderken en çok masmavi gökyüzünün altında güneş ışınlarıyla parlayan pırıl pırıl karlara bakıp mutlu oldum. ben bir romantiğim ve o her sabah beni delirten kar uzaklara, yağınca ne kadar da güzelmiş...
(gölbaşı)
dipnot:01/02/2012 tarihli kanal d akşam haberlerinde, erzurumdan kar manzaraları gösterip, başlığa "istanbul gibi" yi koyan haberci, sanırım delisiN:)
20 Ocak 2012 Cuma
ankara o kadar soğuk ki...
-üç günde giyeceğim kıyafeti tek seferde giydim. bu şaka değil. baya sıcak tutan bir kot gömleği , eteklerin üzerine giydiğim ince bir bluzu ve kocaman bir kazağı, üst üste giydiğim, terlemediğim ama yine de ısınamadığım kadar soğuk.
-hiç kalın bir şeyim olmadığını farkettim. dolabın derinliklerinde şişko hırkalar ararken, ortaokul mezuniyetinde taktığım çantayla karşılaştım. demekki yıllardır o kocaman hırkalara hiç ihtiyaç duymamışım, hava ne sıcakmış eskiden dedim.
-kapalı balkonumuzdaki meyve sebzeleri geçtim, soda şişeleri bile dondu.
-yüzümde kolunda bacağımda varlığından haberdar olmadığım kasımı kemiğimi, yogaya pilatese gitmeden keşfettim.
-yolda her gün soğuk abiii çok soğukk anne çok soğukk aaaa soğuk diye bağıran insanlar gördüm, görüyorum.
-karlar hala erimedi, her yer buz.buz.buz.
-eldiven takmanın dahi bir anlamı yok.
-sabahları duş alan bir insandan, akşamları ısınmak için duşa koşanbir insana dönüştüm.
-yıllık iznimin bir kısmını afyona kaplıcalara giderek kullanmayı düşünüyorum.
-sıcakta pişen yumurta gibi, soğukta bir kaç saniyede donan su videoları çekip haber merkezlerine göndermek istiyorum.
üşüyoruz.
merve ankara'dan, - derecelerden yukarı çıkamayan bir havadan bildirdi.
-hiç kalın bir şeyim olmadığını farkettim. dolabın derinliklerinde şişko hırkalar ararken, ortaokul mezuniyetinde taktığım çantayla karşılaştım. demekki yıllardır o kocaman hırkalara hiç ihtiyaç duymamışım, hava ne sıcakmış eskiden dedim.
-kapalı balkonumuzdaki meyve sebzeleri geçtim, soda şişeleri bile dondu.
-yüzümde kolunda bacağımda varlığından haberdar olmadığım kasımı kemiğimi, yogaya pilatese gitmeden keşfettim.
-yolda her gün soğuk abiii çok soğukk anne çok soğukk aaaa soğuk diye bağıran insanlar gördüm, görüyorum.
-karlar hala erimedi, her yer buz.buz.buz.
-eldiven takmanın dahi bir anlamı yok.
-sabahları duş alan bir insandan, akşamları ısınmak için duşa koşanbir insana dönüştüm.
-yıllık iznimin bir kısmını afyona kaplıcalara giderek kullanmayı düşünüyorum.
-sıcakta pişen yumurta gibi, soğukta bir kaç saniyede donan su videoları çekip haber merkezlerine göndermek istiyorum.
üşüyoruz.
merve ankara'dan, - derecelerden yukarı çıkamayan bir havadan bildirdi.
19 Ocak 2012 Perşembe
uzun ve yorucu bir kışın ardından yine buradayız bir yaz akşamı.
Üniversitedeydim heralde. Yerde cd satılan günlerdi, tezgahta yoktu bildiğin yer. (Yaşlı efekti)
Güzel bir gündü, bir bahar ayıydı, sanırım vizelerim bitmişti, o zaman benim için hayatta ki en büyük zorluk hukuk okumak, ikincisi okulu 4 yılda bitirmekti. Tunus'dan yukarı doğru çıkarken, ki o zaman oralarda flat , laterna falan yoktu ve hatta ara sıra gittiğimiz bir mekan vardı bunlardan birinin yerinde, şimdi adını hatırlayamadığım. Orada, kaldırımın üstünde bir cd gördüm, aldım. Eve geldim. İçinden milyarlarca sezen aksu şarkısı çıktı. Hiç duymadıklarım bile. Ve ben sevinçten öldüğümü dün gibi hatırlarım, ama o cd de sezen aksu dışında bir de bulutsuzluk özleminin ultra başarılı konser kayıtları çıkmıştı. Şarkıya şöyle başlarlardı, uzun ve yorucu bir kışın ardından yine buradayız bir yaz akşamı. Ve bu benim hep çıkış cümlemdi sınav zamanı, bana çim kokusunu hatırlatan.Tam da videodaki gibi ve bu birden Bahar'ın ve benim depresyon şarkımız olmuştu tabii ki ne olursa olsun yaşamaya mecbursunla birlikte. Ve o zamanlar da bizim evimizde harika bir müzik sistemi vardı. bugün bu şarkıyı dinleyince düşündüm de insanların kaçacak bir yeri olmalı bir şeyi olmalı. kardeşimi özledim.
17 Ocak 2012 Salı
dostlar makyajlı görsün.
Alle'nin şu yazısından esinlenip de post yapmasam olmazdı, zaten düğünde günlük hayatta makyaj yapmadığına, annesinin hiç makyaj malzemesi olmadığına ve fondöten kullanmadığına yönelik beyanlarının altına imzamı atmam gerekiyordu.Derken herkesin meraktan öldüğü makyaj çantamın içini döktüm buyrun buradan okuyun.
Göz altı kapatıcısı.
Fotoğrafda net değil diye düşünmeyin, az makyaj yapan bir insanın, bir ürünü tüketmesi de zor. Öyle olunca da üzerinde yazılar silikleşiyor. Okuyamadığınız markaya gelince kendisi Estee Lauder. Bence göz altı kapatıcı makyaj yapıyorsanız gerekli. Ki benim mor ya da belirgin göz altlarım yok, hatta göz kapaklarımın üzerine de sürüyorum ve göz kalemim akmıyor, kokmuyor. Kendisinden memnunum hem de çok memnunum. İki numarasını kullanıyorum. Yıllardır aynı markanın göz altı kapatıcısını alıyorum. Bundan önce fırçayla sürülen bir çeşidi varken, o bir süreliğine piyasadan kaybolunca buna geçtim. Ne kuru ne yağlı, tam bana göre, fiyatı 70,00.-TL civarı.
Rimel.
Söylemesi ayıp, kirpiklerim fena değildir. Ne sürsem olur. Bu bağlamda geçenlerde ucuz bir rimel de aldım. Fena da değildi, ama hassas gözlerime batınca kendisiyle vedalaştık. Yine de rimelle ilgili hala her bittiğinde yeni bir marka, yeni bir fırça deneyebilirim. Çünkü aradığım kirpiklerimi uzatmasından, güzel göstermesinden ziyade, sert değil akışkan olması. Şimdilik mac'in dramatik gözler denince akla gelen plush black'ini kullanıyorum. Zamanında guerlain'in bir rimelinden çok memnun kalmıştım ama rimele 50,00.-TL'den fazla vermekten hoşlanmıyorum. Vee rimelimin fiyatı da tam 48,00.-TL.
Göz Kalemi.
Göz makyajı yapmayı eskiden sadece rimel sürmek zannediyordum. Çünkü benim de çok makyaj yapan bir annem yok, bir de el becerim zayıf, yani ben harika eye liner çekip, gölgelendirme falan yapamam. Ama 2007 yılı civarlarında, mac furyasıyla, kendime koyu kahve bir göz kalemi aldım. Yanında bir de birazdan bahsedeceğim fırçadan. Bana göz kalemini nasıl süreceğimi anlatan çocuğun, ister içine, ister dışına sür nereye istersen sür ama bu gözlere bir şeyler sür telkinleriyle arada kendimi pandaya da çevirsem makyaj yapmaya başladım. Düzgün çekemediğim çizgileri fırçalarla dağıttım vs. vs.
Bu aralar koyu kayhveyle vedalaştım kendime yine mac'den üzerinde tarnish yazan koyu bir yeşil aldım. Şimdilik memnunum ama yine mac'den almış olduğum grey utility ile arasında çok da bir fark yok. Bir ara bir de lacivert denemek istiyorum. Mac göz kalemlerimden memnunum çünkü alerjik gözlerim var ve rahatsız etmiyor. Fiyatları emin olmamakla birlikte 35 TL civarında.
Fırçalar
Fırçalardan kalın olanını uzun süredir kullanıyorum, kendisine zamanında iyi bir para ödemiş de olsam, neredeyse 5 yıldır benimle ve göz makyajı yaparken cidden işe yarıyor, ayrıca yıkanıyor ve yıkanınca barbie saçı gibi keçeleşmiyor.
Fırçalardan ince olanını geçen hafta aldım, çünkü yine geçen hafta göz kalemi alırken , bana bu fırça yardımıyla öyle bir kalem sürdüler ki, kendimi tanıyamadım. Hoş fırçayı beni kandırmak için kullanmadılar, hatta makyajı yapan kız bunu evdeki fırçamla da yapabileceğimi söyledi ama ben bir kere kendisine aşık olmuştum, hem de diğer fırçalara göre çok da pahalı değildi.
Halen o günkü gibi kuyruklu bir göz makyajı yapmakta kullanamasam da fırçayı, kalemin üzerine gezdirip, göz altına kalem sürmek için kullandım. Yine farları uygulamak için de işe yarayabilir ama benim hiç farım yok.
Kirpik Kıvırıcısı
Evet belki makyaj yapan bir annem yok ama makyajla haşır neşir bir Teyzem var, gülerek yanaklarına allık süren, kirpik kıvırıcısını korkusuzca kullanan, çeşit çeşit ruju olan... Ve ben de küçükken çok korktuğum kirpik kıvırıcısıyla erken yaşta tanıştım. Kendisini çok severim. Cidden işe yarar, ama arabada kullanırken bir kaç kere başıma kötü şeyler gelmedi değil. Onunla ne kadar özdeşleştiğimi şuradaki yazımdan da okuyabilirsiniz.Genelde 2 liraya oradan buradan alırım ama sonuncusunu Kürşad muji'den almış, oldukça başarılı ve yedek lastiği dahi var:)
Allık
Allık
Allık ise yine macten. Genelde bronz sevdalısı olmama rağmen bu aralar biraz şeftali tonlarına kaydım. Kendisinin adı peachtwist. Fena sayılmaz ama biraz simli.
Ruj
Kendilerini genelde kaybediyorum ya da hediye ediyorum. Genelde dudak renklerinde sürüyorum. Şu an çantamın içinde olansa sadece nivea vişneli.
Pudra
Teyzem Avon sattığından evde muhtelif zamanlarda karşıma bir pudra çıkar, kimisi iyi kimi kötü.ama bundan memnunum. Zaten her gün sürmüyorum, yüzümü kalıp gibi yapmıyor, adı da ideal shade fair.
Yani gördüğünüz gibi makyaja çok para harcamıyor çoğunu da market alışverişi yapar gibi mac'den alıyorum.
Öpüyorum.
15 Ocak 2012 Pazar
isyeaan
Bugün pazar. Pazarları severim. Sakin, tembel, uykulu. Bence bana benziyor.Sakin kısmı pek tutmasa da. Yarın sınavım var ve tabii ki içimde sınavın kardan dolayı iptal olacağına dair kocaman da bir ümit. refikay'ı, arda'nın mutfağını, biraz how i met your mother ı ve biraz hot in clevland ı seyrettiğim güzel bir gün.
Dünse yudumlarda paralı günün ardından, akşam duman konseri. güzeldi.şu an sesimin şarkı söylemekten kısık ve kulaklarımın da sağır olduğunu saymazsak. ama zaten güzel olan hala bunları yapabilmek, önümüzdeki çiftin bizi 88'li sanması falan. e haliyle 30'lara yaklaşırken(ya da olmuşken ) tek tesellimiz bizi olduğumuzdan genç sananlar.(evet hala iyiyiz)
ankara'da hayat kim ne derse desin güzel. hem de çok güzel. alternatifimizin çok olmayışı belki de ortamı güzel yapan. ya da her birimizin birbirimizle sözleşmesek bile karşılaşma şansımız. ama ankara çok kıroo yaaaeee diyenler aslında apaçinin önde gideni.onlara isyeeaaan diyorum.
bunlar dışında söylenecek çok da bir söz yok aslında. biraz yorgunum ve çalışamamaktan ötürü hafif bir vicdan azabım var. onu da behzat ç. seyrederek hafifletir, en azından neşemi yerine getiririm.
yarın benim için 24 saat yetmeyebilir. dua ile uzatabileceklerini iddia edenleri hatim indirmeye davet ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
