21 Ağustos 2019 Çarşamba

sayık ve de bayık

işle ilgili olarak oldukça bunaldığım bir dönem. neredeyse 1 yıldır da böyle. artık çok sıkıldım. kendimi hayatın işten ibaret olmadığını hatırlatarak teselli etmeye çalışıyorum. ama bu da koca bir yalan. uyuduğum süreden fazla buradayım. işe genelde söylenerek gelmem. pazartesilerle derdim yoktur. iş rutinlerimi severim. okul gibi gelir. okulu da severdim. ama bu aralar ayaklarım geri geri. dört duvar arasında köreliyoruz. canımı sıkan şeyler yok gibi yapmak ne kadar doğru? ondan da emin değilim. yazmak belki iyi gelir ama bu konuda daha az konuşmaya ve daha az düşünmeye karar verdim. çünkü hayat canımızı sıkan şeylerin çok ötesinde. sporumu arttırıp, beslenmemi düzene soktukça, daha çok okudukça, yürüdükçe, deniz kenarına gittikçe, yeşile baktıkça, pedroyla oynadıkça hayat anlamlı. hayatın anlamını fark edip, prensiplerinden vazgeçmeden yaşadıkça da huzur kaçınılmaz aslında. mutluluk değil de huzur şart be dostum. saçmalamasam olmazdı.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

büyük küçük mutluluklar

didem bir liste yolladı. her güne bir madde. iki gün önce büyük ve küçük mutluluklarımızı yazmam gerekiyordu. yazdım. büyük değil, küçüktü hepsi. ya da küçük olan algısıydı. ama hepsi beni çok mutlu eden şeyler. mutluluklarının farkına varmak çok güzel. birkaç gün sonra kendimi takdir ettiğim yönleri yazmak için sabırsızlanıyorum. farkına varma çok güzel. arkadaşlar daha da güzel.

23 Temmuz 2019 Salı

Karadeniz Gezisi Gün 1 Trabzon



Uçağımız sabahın köründe olmayınca, rötar vs yaşamayınca, güneşli bir havada neşe içinde Trabzon’a varıyoruz. Otel olarak Dedeman’ı seçtik, lokasyon olarak Trabzon’un dışında sayılsa da, İstanbullular için şehir merkezi neredeyse bir bakkal mesafesinde. Otele geldiğimizde kahvaltı halen devam ediyor, hızlıca bir şeyler yiyoruz. Odamız güzel, her yer temiz. 2 saatlik bir uyku keyfinin ardından, dolmuşla merkeze iniyoruz.
Karnımız aç. Kalkanoğlu pilavcısında, kavurma, pilav, hoşaf ve sütlacın ardından, kemer altında turluyoruz, kuyumculara girip, Trabzon hasırı tarttırıyoruz, satılık civcivleri ezilmekten kurtarıyoruz, bir ara market arabasında, papyon takmış iki kazı süren bir kadınla karşılaşıyoruz, esnafla muhabbet edip, pidecilerin dükkanlarına ağzımız sulanarak bakıyoruz, Ayasofya kilisesine çıkıyoruz, Atatürk köşkünü ziyaret ediyoruz, köşkün bahçesinde çay içip, dönelim dediğimizde neredeyse 3-4 saattir gezindiğimizi fark ediyoruz ve yoksa yine mi acıktık?
Bu sefer yine merkeze inip tesadüf eseri Akçay’ın önünde dolmuştan iniyoruz. Akçay’da dönerin ardından, Beton Helva’dayız. Kürşad dondurmasını yaz helvası ile yiyor, benim geçen seferden aklımda kağıt helva ile yememek kalmış. Kürşad’ın hiç kağıt helva yemediğini öğreniyorum. Ve tabii bayılıyor. Akşamı Trabzon Çarşı’da ara sokaklardan birinde 3. Nesil bir kahveci de noktalıyoruz. Gelene geçene bakıp, Yomra dolmuşu ile tekrar otelimizdeyiz.
Küçük yerlerde insan nedenini bilmediğim bir şekilde daha mutlu, daha anda. Her anın daha keyfini çıkarıyor. Ya da sadece tatilde olduğumuz için bana öyle geliyor.

16 Mayıs 2019 Perşembe

İza'nın Şarkısı 11 Mayıs 2019

İza'nın şarkısı bitiyor. Kitabı kapadığım anda kendimi çok kötü hissediyorum. Ev üzerime üzerime geliyor toplasam da dağınıklığı bitmeyecek, temizlesem temizlenmeyecek gibi. İçim sıkılıyor. Dibe doğru yüzmeye başlıyorum. Yemek yapacak halim  de yok. Evden çıkmak üzere kapıyı açıyorum, Annem çıkıyor karşıma. Zile bile basmadan. Rüya mı bu? Annem geldi. Babam geldi. Ben onları düşünürken onlar bir trene binmiş yola çıkmış.
Yukarı doğru yüzüyorum, derin bir nefes alıyorum.
Kitap çok güzeli, Magda Szabo ile tanıştığıma çok memnun oldum.

olafur arnalds

Kombucha mayalarımın müzik öğretmeni, tatlı depresyonlarımın naif eşlikçisi Olafur'u dünya gözüyle dün canlı olarak Zorlu'da dinleyebildim. Konser alanına gittiğimde gördüğüm kalabalığa şaşırdım, sanki o tek benim Olafurumdu. Biz onca insan, kulağımızda bir kulaklıkla, ilk defa gittiğimiz bir şehirde, gece vakti, trenle yol alırken ve yol kenarındaki evlerin içinde yaşanan hayatları merak ederken, bir uçak yolcuğunda içimiz kararmışken, evde kombucha mayalarken, deniz kenarında yürürken onu dinlemişiz ve her birimizin müziğine dair neler hissettiğini düşündüm, güzel hissettim.

Bir ara konserde  ışık en önde bir grup seyircinin üzerine yansıtıldığında, bu ışığın içinden geçen sis bulutları bana sanki müziğiyle içimizdekileri dışarı çıkartıp, müziğine ekliyormuş gibi bir hissiyat verdi.

Benim için müziği, yeşil bayırlar görerek yapılan bir tren yolculuğundan inip, küçük bir eve ulaşmak, yağmur yağması, yağmurun ardından açan güneş, bazen küçük bir çantaya iki parça eşya koyup, uzaklara doğru yola çıkmak, yeniden başlamak, yeni yıl, ışıklar, kalabalık sofralar ve daha bir sürü şey.

müzik iyi ki var.


30 Nisan 2019 Salı


telefonum çalındı. çalınmadan önce instagramda ve watsupta ne kadar zaman geçirdiğime bakmıştım ve biraz üzülmüştüm. hatta kürşad merve sence onlarca telefondaki onlarca fotoğraf ne olacak demişti. biz bastırıyoruz. birileri bakar demiştim:)
sonra bir tepeye çıkıp, kenara atılmış bir şezlonga oturduk. sanki biraz ayıp ederek, hamile çekimi yapan çiftle dalga geçtik. şu telefondan kurtulsam dedim.
derken yarım saat sessizce oturduğumuzu fark edip, telefonuma da bakmadım ne güzel dedim.
oradan kalktık, telefonum cebimden düştü, ben fark etmedim ve sonra orada telefonumu bulan biri aldı gitti.ben bir midye buldum. fotoğrafını çekmek istedim. derken telefonumun olmadığını fark ettim.

telefondan kurtulmak istemiştim ama sanırım böyle değil:)
midye kabuğu baş ucumda. belki elimde de bir dövme olur. anda kalma dersi olarak. düzen tertip ve dikkat için.

22 nisandan beri instagramım yok. yedek telefonumda da uzun süre watsuptan arapça dışında kelime yazamadığım için iletişimim azaldı.
sonra yazmaya üşendiğimi farkettim.
arkadaşlarımla telefonla konuştum.
telefonla konuşmak çok güzel geldi.
ertesi gün telefon almaya giderim sandım ama gitmedim.
arapça yazan kırık iphoneum ve iş telefonu olarak da akıllı telefon olmayan bir samsungum var ve ben onla telefonla konuşurken kendimi bir fransız bir kadın kadar havalı hissediyorum.
attığım adım sayısını, yediğim yemeği, gezdiğim yeri size göstermesem olacak mı?
bilmiyorum.
olur inşallah.
ben sadece benimle konuşurken parlaksam parlayayım, bulutluysam size o yansısın sesimden. ama fotoğraflarımı görmeseniz mi?
olmadığım biri gibi görünmeyeyim.
ya da olduğum gibi görünsem de sizin beni bir profilden başka türlü görmenize vesile olmayayım.
işte böyle şimdilik.

ve bu sabah 30 saniye güneşe baktım. çıplak gözle. çünkü faydalıymış.
son moda faydaları hiç atlamam. sanki iyi geldi.
hadi inşallah.

19 Nisan 2019 Cuma

20/06/2018

day 4

bu sabah Lecce'ye veda vakti. içimi bir hüzün kaplıyor.
gitmeden yine dünkü Pastanemizdeyiz. bu sefer kasadaki yaşlı amca ile selamlaşıp, sohbet ediyoruz.
hayır ne ben İtalyanca ne de o İngilizce biliyor. ben Türkçe o da İtalyanca konuşuyor ve gayet anlaşıyoruz.

en son bana duvardaki fotoğrafları gösterirken, daimi müşterilerine bizim istanbuldan geldiğimizi anlatıyor, bugünleri unutmamak için bir kare fotoğraf da çekiliyoruz.

elimizde bavullarımız, lecce sokaklarını son kez içimize çekerek, istasyona varıyoruz. hedefimiz bari.

bariye varıp, kalacağımız yere varıyoruz. odamız beklediğimizden oldukça kötü, sanki biraz kandırılmışız. odamızı kiralayan kadın karşımızda bir restuarant işletiyor, bir dedesi, adapazarında diğer dedesi ise ıspartada yaşamış bir ermeni. türkiyeye hiç gelmemiş ama merak ettiğini anlatıyor. oda konusu benim keyfimi kaçırmış olsa da kürşad sabırlı. boşver yatmadan yatmaya geleceğiz nasıl olsa diyor, Alberobelloya gitmek üzere tekrar istasyona geçiyoruz.


Trende keyfim yok. Elimde Kodin. Kitapta Andrea ile Kodin tanışıp arkadaş oluyorlar, tam o anda trende çok az kişiyiz. yanımda gırtlak kanseri olan bir adam, karşısında da annesiyle oturan minik bir erkek çocuğu var. Andrien'in Kodin'den korkması gibi, çocukta adamdan korkuyor. sonrasında adam sesi çıkmadığı için kullandığı mikrofonu tatlı tatlı çocuğa anlatıyor, birden arkadaş oluveriyorlar.

kürşadla laflarken trende dikkat çekiyoruz. Çünkü trende turist olmadığı gibi, italyanca dışında bir dil konuşan da yok. Genç bir kadın yanımıza gelip, nereden geldiğimizi soruyor. O da Alberobelloda rehbermiş, bize trolloların tarihini anlatıyor.


notlar

Annemle dükkandayız, belki benim yaşlarımda, belki de benden daha küçük iki kadın alışveriş yapıyorlar. Kadınlardan biri dükkandan ayrılmadan anneme; sizi çok seviyorum, çok iyi kalplisiniz diyor. İnsanların en yakınlarına söylemek için yıllarca terapiye gittiği bir cümle, bu genç kadının dudakları arasından içtenlikle dökülüveriyor.

Ertesi gün uçaktayız. Yanımda bir baba, biri kız biri erkek iki çocuğuyla seyahat ediyor. Uçak inişe geçtiğinde, kız çocuğu babasına "İstanbul'a geldik mi" diye soruyor. Baba "evet" cevabını veriyor. Kız camdan el sallayarak; "Merhaba İstanbul, benimle arkadaş olmak ister misin?" diye bağırıyor. Babası da ona "İstanbul çok haindir kızım" diyor. Küçük çocuk İstanbul'la iletişimini kesiyor:) Küçük bir insanın kafasında bir şehir hain olarak kodlanmış olabilir mi?


Ve ben kendimi insanlara beğendirmeye çalışan biri olduğumu bile yeni yeni anlıyorum. Çünkü bu yaşlarda daha fazla kendime dönüp bakıyorum. Nasıl biri olduğumu, karakterimi, mizacımı nelerin şekillendirdiğini, düşünüyorum.  Tüm başarısızlıkların , psikolojik sorunların, karakter özelliklerinin tamamen aile bireylerine yüklenmesine şiddetle karşıyım. Öyle ya da böyle herkes bir çocukluk yaşadı, bir  yetişkin olarak tüm sorunları çocukluğumuza atfetmek bence çok kolay. Yapılması gereken kendimizi tanımaya mesai harcayarak, sevgiyle yine kendimizi kucaklamak . Ben mesela kendimi olur olmaz çok eleştirip, bir türlü iyi olduğuma inanmamayı çocukluğuma yüklemek yerine, çocukluğuma sarılıp, yaparsın kızım, hadi bakalım demeye çalışıyorum. Herkes seni beğenmese de olur diyorum. Diyelim, çalışalım. iyi olalım. Farkında olalım.


Kendimde ve etrafımda fark ettiklerimi not etmeye karar verdim.
Bakalım ne kadar yaparım.

6 Mart 2019 Çarşamba

akşam üzeri, akşam, gece yarısı

Akşam üzeri yürürken, turuncu bir yağmur yağdı. turuncu yağmuru daha önce görmediyseniz bilemezsiniz. Ama ben görmüştüm. Hava ne soğuk ne de sıcaktı ve inanır mısınız bilmem ama yağmur damlaları gökten sicim gibi yağmasına rağmen kimse ıslanmadı. Yağmur durdu ve yerler kurudu. Turuncu yağmur işte budur.

Akşam evde otururken konu olmayan çocuğumun kelliğine geldi. Nedense olmayan çocuğum keldi ve erkek olacağı kesindi. Peruk takar o zaman dedim.

Gece yarısı, gözüm kapanmak üzereyken, "insanlar nasıl değişir" dedim? Yumurtanın kabuğunu dıştan kırarsan ölür, içten kırılırsa doğar dedi. Acaba ölüp yeniden doğmak var mı? Yine de kimseyi kırmaya değmez.

21 Şubat 2019 Perşembe

bir rüya

rüyamda geçen günlere geri dönme şansı verdiler. hem de bugün ki halimle, bugün ki aklımla. geçmişe dönünce görüyorum ki, aslında aklımda anormal bir gelişme yok:) geçmiş zamanda şunları farklı yaparım dediklerim beni yine aynı hislere, benzer yollara çıkartıyor. rüyamın tek güzel yanı artık göremediklerime sarılmak, dokunmak. ama onlar da rüyada bile cansızlar sanki. Rüyanın başında aydınlık bir bahar günü içimi kaplayan coşku, rüyanın sonuna doğru karanlık bir geceye dönüşüyor. Bu sefer farklı yollardan gideceğim desem de, eski yollarımı arıyorum ama karanlıktan oraya da çıkamıyorum.

14 Ocak 2019 Pazartesi

kiloğ

blogda geçmişe gidince sürekli bir kilo muhabbeti. e kadın olmak bunu gerektiriyor. yaklaşık 3 yıldır, düzenli beslendim, sporumu yaptım. kan değerlerimi normal seviyelere çektim. yalan yok. ama son altı ayda iş hayatında meydana gelen stres, bir takım aksilikler, olumsuz yönde uyum sağlama isteği derken, yedim de yedim. insan canını sıkan olaylar bünyesine zarar vermeye başlayınca, siz bana zarar veremezsiniz, beni ancak ben bitiririm diyor olabilir. ben de beni ancak fazla fazla yiyerek bitireceğime inanıyorum. zaten okumadığım kitaplar kadar, yemediğim yemekler için içi sızlayan bir insanım. yaşayamadığım hayatlar aklıma bile gelmez. o yüzden yemek benim için zaten çok basit. ama bu yemek öyle bir tatlıyı paylaşmak, keyif almak için değil, vura vura öldürmek şekline dönüştü. önceleri  vücudum ne yaparsan yap, biz sporunu yaptığın sürece sana karşı boş değiliz dedi. zaman geçti, sporda kondisyonum düştü. belim kalınlaştı, üç beş yerimde gördüğüm kaslar silindi, dizim yine ağrımaya başladı. Aman senin neren kilolu da demeyin, herkesin bedeninin kendine göre bir fazlası var. 3 kg benim yemek sonrası düğme açmama, 5 kg ayakkabıları bağlarken sıkıntı yaşamama yol açıyor. tartıya çıktığımda yazın aşırı zayıf olduğum dönemi saymaz isek, 2.5-3 kg bir fazlalığım olduğu aşikar. 4 kilo versem bence en güzeli.

derken Gülriz Sururi'nin instagram hesabını karıştırıyordum. çünkü  kalitesini bozmadan, ağlamadan yaşayan yaşlılara hayranım. 

orada bir öneri gördüm kilo vermekle ilgili.
sabah ilk iş tartıldım. kilomu bir kenara not ettim.
kimseye söylemeyeceğim hedefimi dedim. (burayı okuyan çok kişi yok, siz de yabancı sayılmazsınız.)
hedefim önce 4 kilo değil. 1 haftada 1 kilo vermek.
her sabah tartılacağım.
her sabah not etmeye devam.
1 kilo verdiğimde 2. kilo hedefine geçeceğim.
1 kilo vermek için kendime tanıdığım bir hafta içerisinde 2 kilo verirsem, 3 kilo vermiş gibi havalara girmeyeceğim.
4 kilo verince nasılsa ben bu kadar kiloyu x günde verdim şimdi y gün yiyeyim sonra yine veririm demeyeceğim.
deneyelim, görelim.

2 Ocak 2019 Çarşamba

bir hayal.

haberim olsun, unutmayayım diye yazıyorum. 2019'da bir uçaktan atlayacağım.
ok.