6 Haziran 2010 Pazar

ne yazılmışsa o.

Cumartesi uyandım. Miskin miskin oyalandım evde. Kakltım akşam liseden mezun oluşumun 10. yılı olması sebebiyle katılacağım “balo” için bir iki parça eşya attım çantama dükkana gittim. Pazar gün olacak kermes için annemlere biraz yardım edip, mp3 dinleyerek uzunca bir süre otobüs bekledim. Bu esnada bir tane bile bahçelievler otobüsü geçmezken Ulus’tan, yüzlerceeeeeee keçiören otobüsü gördüm.Biraz sinirlendim. Otobüs geldi, bindim, şoför elimdeki kıyafet torbasına bakıp, hiç gerek yoktu gibi salak saçma bir şeyler dedi, “pek size olmaz bence” dedim. 3. caddenin girişinde trafik tıkandı, önde bir araç kaza yapmıştı, şoförümüz indi, ben de arkasından attım kendimi otobüsten, yine” aa hediyemi ver” gibi bir şey dedi, “pembe elbise bu” dedim, “en sevdiğim renk “dedi. Artık ben bir şey diyemeyecek bir haldeydim.

Eve gittim duşumu aldım. Manikürcüme gittim. Gülşen Abla’nın işi vardı, kendimi başka ellere teslim ettim. Kuaförüme gittim , Barış’ın işi vardı, pek tanışmadığım ama 10 yaşından beri gördüğüm bir çocuğa fön çektirdim. Eve geldim, giyindim, telaşsızca makyajımı yaptım. Utku beni aldı.10 üstünden 10 verdi.SELMA BU KISMI OKU. “Selma sana düğünde bu elbiseyi niye giydirmiyor canım bu resmen pembe” dedi:)

Mustafa’nın davetiyesi bizde olduğundan, azıcık oyalanaraktan Shereton’a gidildi. Tanımadığım onca insana naber nasılsın dedim. Adlarını çok hatırlayamadım, konuşmalaırı takip etmeye çalıştım. Ama hiç beklemediğim şekilde kalabalık olduğumuzu fark ettim bir de hiç beklemediğim kadar eğlendim.

Genelde mezuniyetlerimin her birinde bir kere elbise bakmaya çıkan ve girdiği ilk dükkanda bir elbise bulan ve elbise alma konusunda gerçekten şanslı bir insan olarak, bu baloya giderken bu şansımdan faydalanmama gerek yoktu. Çünkü ben bir kamberdim ve 1587 adet düğüne katılmış olduğum için, evden bir elbiseyi seçtim ve çıktım. Yine de bir elbise almam gerekse de bu kadar kolay olurdu. O kadar da havalıyım. Yalnız şöyle de bir gerçek vardı ki, yıllarca saç konusunda sıkıntı çekmişimdir. Nice korkunç topuzlarla da arz-ı endam etmişimdir. Taa ki en en çok 20 yaşıma kadar:) Ben bugün 27 yaşında en güzel saçın, yapılmamış saç olduğunu idrak etmiş bir insnaım. Makyaj desen o konuda hiç iddialı olamadım. İşe giderken de, düğüne giderken de aynı makyajı yapıyorum. Birine fazla birine az olabilir ama artık kısmet. Netice de cumartesiyi stressiz , kasmadan halletim. Büyümüşüz işte onu anladım. Hep birlikte deli gibi dans etmek ve Didem’le dans pistinden masaları kollayıp, gidip tıkınmak falan baya güzeldi. Arkasından copper club da eğlenceliydi. Bir de üstÜne Recomla karşılaşıp, eve tin tin beraber dönmekte güzelden öteydi. Bence 10. Yıla gelmeyenler epeyce bir şeyleri kaçırdı, ama kaçırdıkları tam olarak neydi pek bilmiyoruM:)

Pazar da kurufasulyeye gidildi. Gidilmez olaydı. O ne yağmurdu ve ben ne düdük bir kıyafet içerisindeydim. Lakin bahçeli’deki 3 kıyafetimdem biri şort tulumum (ki buna birisi bugün o bilmem ne mi diyerek başka bir isim söyledi) diğeri de yine bir şort ve sonuncusu da dün gece giydiğim elbiseden ibaretti. Yağmura nispeten daha dayanıklı babetlerim de Utku’nun arabasında kalınca , ıslanmaktan başka çarem yoktu bu güzel Ankara havasında. 10. yıl balosuna katıldığımız için kurufasulye beleşti. Kapıdan ismimizi söyleyip girdiğimiz esnada, bir amca “siz değil anneniz katılmış benceee ama neyseee, neysee hadi bu sefer de böyle olsun falan” diye epey bi diretti. Sallamadım. Sanırım deliydi.

Bol bol ıslandığımız, manasızca salındığımız kurufasulye için güzeldi diyemesem de bugün de güzeldi, çünkü mükemmel babetlerimiz oldu. Çünkü reco bizi Panora’ya götürdü. Daha çok şey alırdık ama Müge , o heryere geç kalan Bahar’In arkadaşı Mügeee erkenden bize gelmişti. Biz evde yoktuk. Ağlıyordu. Epeydir de bize gelmiyordu. Daha çok ağlamasın dedik. Eve geldik. Kendisi biz eve geldiğimizde uyuyordu. Şu an ben onun için en egzantrik pijamalarımı giydim. Onlara kahve yaptım. Onlarsa nedense benim odamdalar ve beni kovdular gibi bir şey. Ben de işte blog yazdım. İçimde biraz sıkıntı var. O Ankara civarında gürleyen göklerin sesi kalbimden geliyor olabilir. Her bakımdan enteresan bir haftasonuydu aslında. Yarın Pazartesi değil Salı bir de. Şaşırmayın günleri falan.

Bu yazıyı sonuna kadar okumuşsanız, şu an bir kutu kurabiye kazandınız. Lütfen adresinizi ve isminizi mail atın:)
foto: soldaki ben sağdaki didem:)

9 yorum:

gülş dedi ki...

gerçekten kurabiye mi kazandım oley?! :)

keLebek dedi ki...

Sevgili Merve =)
yazıyı her sonuna kadar okuyan gerçekten sizin o muhteşem kurabiyelerden mi kazanıyor!
elbise konusunda şanslı olmak şahane zira hem elbise hem saç kousunda şansız olunca yıpranıyor (:
yazın gelesi yok yurduma her yer böyleydi haftasonu istanbul da (yazarın istanbulda yaşadığı anlaşılmasın yakınında sadece)
ve evet sende bu yorumu sonuna kadar okuduysan kurabiye konusunda ödeştik bence =)
=))bu arada salı derken??

lâl dedi ki...

kurabiye kısmı gerçek mi? :))

cometa dedi ki...

kızlar zamanı için söz ver miyim ama madem bölee bir şey dedim arkasında duruyım en azından ilk üç için:P cidden adreslerinizi yollayın mailima, zehirlenmeme garantisi veriyorum:)

earwen dedi ki...

ben bi kıroyum ya:)bi ker de bişii beğeniyim dimi) ben de kurabiye istiorm ama kepekli undan olsun..rejim kurabiyesi..şişkoyum bak fotoda da:)

cometa dedi ki...

elbiseden öyle çıkmış canım:)
o uzun elbiseli diye sen oldun:)
diğeri de kısa elbiseli diye ben oldum:)
kurabiyeleri ilk üç kazandı:) neyse senin isteğin diyetmiş zaten, mansiyon ödülü gibi bir şey sayılır, yaparız:)

Allegra'nde dedi ki...

Ben de kurabiyeeee :))) zaten baharla da konusmustuk, bir hamilenin son istekleri bunlar :))))

Ozgur dedi ki...

soylemeliyim ki kurabiye konsantrasyonumu (amma zor yazdım kelimeyi be :D )bozdu ard arda okuduğum yaklaşık 15. yazından sonra :) hatta yordu da, diyebilirim ki "i need a vacation" :)

cometa dedi ki...

demek ki yazılarımdan fazla doz almıyoruz, bünyeyi yıpratmıyoruz.:)