9 Kasım 2009 Pazartesi

Konya 1,2..

Hafta sonuna dair planım miskinlikti.Cuma akşamı sinemaya gitme planımız ise, sinemaya yetişemememiz neticesinde fiyaskoyla sonuçlandı. Teyzem , Bahar ve ben Akman’a gidip, oturduk ve hoş beş ettik. Paris’e gitme hayalleri kurduk.

Bu esnada birkaç hafta sonra asker olacak olan, ailemizin bir diğer ferdi Mehmet, “ iş gezisi sebebiyle Paris’ten gelen İran asıllı dostu Anoşe’yi (ismi tabiiki böyle yazılmıyordur)gezdirmekle meşgul olacağı hafta sonunun, cumartesi günkü ayağında Konya’da olacağını ve dilersek ona katılabileceğimizi” bildirdi.

Lakin Bahar ve ben gitmemekte, kararlıydık. İki hafta üst üste İstanbul ardından paralı gün yorgunluğu hala üzerimdeydi. Teyzemse her zamanki gibi kararsızdı. Büşra ise sürpriz bir şekilde çalışmıyordu ve gidecekti.

Derken sabah oldu. Mevlanayı ve mezarları Konya’da bulunan anneanne ve dedemizi ziyaret etme, ayrıca hep birlikte bir şeyler yapabilme fikirlerinin hoşluğu ağır bastı ve biz de Bahar’la, Büşra’yla, Teyzemiz Zehroş’la yola çıktık.

Konya’ya varıp, soluğu Mevlana’da aldık. Dua ettik. O esnada Paris’ten gelen misafirimizle de tanışıp, mezarlığa geçtik. Ancak biz rötarlı bir ekip olduğumuzdan mezarlığa girişimiz, havanın kararmasına kısa bir süre kala gerçekleşti. Mezarlığın kapısı ise zincirle bağlanmıştı ama 3 kişinin geçebileceği bir açıklık da vardı. “Oraya kadar gelip mezarlık ziyareti yapmadan olmaz”dedik ve zincir vurulu kapının geniş aralığından içeri süzülüverdik.

Artık karanlık iyiden iyiye çökerken, Bahar elimi sıkı sıkı tutarken ve bize eşlik eden Mehmet’in anneannesinin de önderliğinde mezarlığı terk etmeye hazırlanırken, bu sefer çıkış kapısının da kilitli olduğunu ve diğer kapı gibi geçebileceğimiz bir genişliği olmadığını fark ettik. Koskoca mezarlığı, o karanlıkta, girdiğimiz kapıya ulaşabilmek için boydan boya geçme fikrini ise kimse dile bile getiremedi.Yapılacak tek şey vardı, mezarlığın duvarlarından ve üzerinde ki sivri uçlu demirlerinden atlamak. O esnada konuğumuz ve Mehmet zinciri açmak için bir demir parçası ararken, biz Süper Anneanneyi duvardan atlatarak zoru başardık. Derken Teyzem yapamam dese de onu da karşıya ulaştırdık. Ama kotu hafifçe yırtılan bir Merve dışında kimse yara almadı.

Elin adamı ise nedendir bilinmez, sanki bu kaçık ailenin bir ferdiymişcesine olanı biteni yadırgamadı,kah bizimle güldü, kah kederlendi:))

Akabinde Konya mutfağının nadide örneklerini bulabileceğimiz Konak lokantasına gidildi. demirhindi şerbetleri içildi, su börekleri, tiritler,sarmalar, et salmalar, gerçek yoğurtlar, höşmerimler, saç araları yendi.




Tüm bu esnada nankör ingilizce gelişti. Hele ki Mehmet'İn kendinden geçip, bize ingilizce komutlar yağdırdığı bir anda gülme krizine girişimiz vardı ki, görülmeye değerdi.

Konuğumuzun kolundan tuttuk, birde akraba ziyareti yaptık ki, kaşla göz arasında bir çiçek alıp, aramıza dönen misafirimiz mi bizi şok etti en çok, biz mi onu bilemedik.

Aslında o gece Konya’da kalıp sabah 8 ‘de yola çıkmayı planlayan konuğumuzun feleğini bu seferde onu gece yarısı Ankara’ya getirerek şaşırttık.

Ertesi sabah ise Koç müzesi’nin içinde herkese tavsiye edebileceğimiz bir brunch eşliğinde nispeten daha normal bir gün geçirdik:) Bu arada Koç müzesi içindeki minyatür odalar sergisini ise kesinlikle gidip görün!!!

Böylece bir hafta sonunun daha sonuna, pazartesinin de başına geldik.

(Ben bunları unutmayayım diye yazıyorum, ne kadar güldüğümüz aklımdan çıkmasın diye, lütfen bizden korkmayın. Sevgiyle kalın.)


4 yorum:

banu dedi ki...

Merveciğim kesinlikle minyatür odalar sergisine herkes gitmeli, katılıyorum!! bizde 7 kasımda gittik ve hayran kaldık.Şapka çıkartılası bir emek doğrusu...

cometa dedi ki...

banucum bayıldım bendee, süperdi süpeer. ikinci kez bile gitmeyi düşünüorumm.
seni çok öpüorum:)

defne dedi ki...

Köşk Konya Mutfağı'nın adı Konak olmuş sanırım :) oranın sarmaları ne de güzel olur, akşam akşam canım çekti şimdi;)

cometa dedi ki...

defne evet köşktü adı, sanırım el değiştirmiş ve sonradan konak olmuş ama lezzette değişen bir şey yok:)