18 Haziran 2010 Cuma

yokluğunda çok kitap okuduM.

ŞARKI.

An itibariyle Neyirle iki ses yaparak, bu şarkıyı söylediğimiz günlere gittim. Evet Mustafa Sandalcıydık biz ve hatta Neyir kendisi ile evlenmek isterdi. Yakın zamana kadar da istedi sonra gitti Cihanla evlendi orası ayrı:P
Neyse diyeceğim şudur ki;insan 13 yaşına geri gider mi?
Gider de bir şarkıyla, bütün o zamanlara ait kokular, sesler, hisler , isimler hepsi birden nasıl geri geli?.Hey gidi hey. 14 sene olmuŞ:)

hele selma heleee:)

Yani hiç olmadığım kadar yorgunum desem.
Ee her hafta sonu gece 3’lerde gelirsen eve bünye bir yerden sonra iflas eder değil mi?
Yok tedin balosu, yok Selma’nın bekarlığa vedası derken iyiden iyiye yıpratmışım kendimi:)
Hoş ilk zamanlarda bu gece gezmeleri ve hafta içi tozmaları sanki beni daha bir enerjik yapmıştı ama ya bugün? Bugün bana ne oldu sayın seyirciler?
Çok da derdimizdi dediğinizi duyar gibiyim.Çok ayıp.

Dün de sabah işe giderken zaten bir tuhaftım, ayaklarım şiş, her gün giyip canımı yakmayan ayakkabı ayağıma vura vura evden çıktım. Adliye senin, suçüstü benim, Yargıtay kimin diye diyeee deliler gibi arşınladıktan sonra etrafı, akşama cidden pestilim çıkmıştı.

Saçlarıma kırık fön yaptırdım ve ilk kez hoşuma gitti. Dükkana gittim makyajımı yaptım. Eve geldim elbisemi giydim. Annemi de taktım koluma, Selmoşumun kınasına gittiiiim.

Yalnız şöyle de bir problem vardı ki, benim o her yere giydiğim ve ayağıma hiç vurmamasıyla övündüğüm güzel mi güzel ayakkabılarım, kınaya doğru yola çıktığımız esnada aaah ohhh dememe sebebiyet verecek kadar canımı yakmaya başladı. Velhasıl kınada çok da hakkını vererek oynadığımı söyleyemem. Birde Feray ile elbiselerimiz iki farklı renk olarak pişti oldu:) Nimet Çubukçuyla adını hatırlayamadığım o milletvekili gibi salındık da salındık.

Selma sanırım bir prenses falan olmuştu. Gerçekten çok güzeldi. Altuğ tarafımdan en iyi oynayan damat seçildi:)

Ben hala Mardin halayını öğrenemedim. Ne zaman ayağımın acısını azıcık unutur gibi oldum, sahneye fırladım. Lakin kısa bir süre sonra müzik hep bitti. Demek ki Allah’ın sevdiği kuluydum.

Saatlerimiz 11’i geçerken ve ben yarın çok erken kalkmak zorunda iken , ellerimize kına da yakmış bir vaziyette, annemle yola koyulduk.

Eve geldiğimde ayakkabıyı ayağımdan bir 10 dakika çıkaramadım. Hayır şaka değil gerçek.

Bütün bunları kendim için yazdım. Çok özür dilerim.

16 Haziran 2010 Çarşamba

çiçek

sabahtan beri bu değiştirdiğim 3. ayakkabı.
bi rahat edemedim bugün.
ama bu rahatsızlığımla farkettim ki her çekmece de bir ayakkabım varmış.
hayır burası ev değil.
evet iş yeri.
herkes önüne dönsün.

15 Haziran 2010 Salı

büklüm büklüm.

Saçını kestiren insanları bir gece önce mutlaka rüyamda görüyorum.
Tanımıyorum, etmiyorum yine görüyorum.
Rüyamda ne zaman ki saçımı kestirsem bir aksilik yaşıyorum.
Kimi rüyalarda saçımı kestirmemek için bildiğin mücadele veriyorum.
Nedir bu olay yahu?

10 Haziran 2010 Perşembe

Demet Hanım'ın Doğumgünüüü!

Önce beyaz güller geldi.
Sonra Filamingo'nun güzel pastası yenildi.Demet Hanım'ın hediyyeleri verildi. Mumlar üflendi.
Herkes kendine bir yaş belirledi ve o yaşta kaldı. Misal ben 25'im, sonsuza kadar:)

Akşam oldu, quick china'ya gidildi.
Yukarıda fotoğrafını görmekte olduğunuz ice tea yılın en güzel ice tea'si seçildi.


O açlıkla yemeye başlayınca anlaşıldı ki; çin seddinin, sushilerin ve daha başka yediğimiz onca şeyin fotoğrafını çekmek için artık çok geçti.

Quick China'nın bahçesi, servisi, yemekleri ve her şeyi yine çok güzeldi.
Ankara'da yaşıyorsanız ve hala gitmediyseniz, çin yemeğini seviyorsanız ve hatta sevmiyor da olsanız bence gidin.
Gidip görmedim ama İstanbul Nişantaşı'nda da açmış bir şube, oralarda yaşıyorsanız da gidin:)
Hoşçakalın.

9 Haziran 2010 Çarşamba

kağıttan kayıkmışım ben.

Bünyede sevilme ihtiyacı hasıl olabilir. Bu durumlarda işe kırışıkımsı bir tişört ve olur olmaz bir topuzla gelirseniz kimse sizi sevmez. Sevilmek şekille ilintili midir? İlintilidir canım. Göz görmeyince gönül istemez'de, gözden ırak gönülden ırak'da da belirtildiği üzere görmek mühimdir. Gördüğümüz de güzel olsun isteriz.Bu yazının amacı bu değildi. Böylesine umarsızca saçmalamayacaktım. Konu: "sevilme ihtiyacı"ydı.
Foto sevilen ve seven birilerine ait olsun diye kondu. Lakin fotoğrafa ikinci kez bakınca kızın gözündeki hüzün görüldü. Ya da ben bunu tamamen şu an kendim uydurdum.
Benim böyle bir fotoğrafım da var, kızı tersine çevirip oturtun öyle, ama ben o fotoğrafta deliler gibi gülüyorum. O fotoğraftaki gibi deliler gibi gülmek istiyorum. Aslında belki o zaman da garip bir zamandı, ama gülmüşüm işte. O zamanların da garip bir zamanlar olduğunu hatırladım şimdi yazınca. Daha fazla yazarsam daha çok şey hatırlarım ve daha çok şeyi daha sonra hatırlamak için yazmış olurum ama bu da sizin daha çok şeyi anlamayacağınız anlamına gelir ki, burada susuyorum. Bugün cumartesi.

6 Haziran 2010 Pazar

ne yazılmışsa o.

Cumartesi uyandım. Miskin miskin oyalandım evde. Kakltım akşam liseden mezun oluşumun 10. yılı olması sebebiyle katılacağım “balo” için bir iki parça eşya attım çantama dükkana gittim. Pazar gün olacak kermes için annemlere biraz yardım edip, mp3 dinleyerek uzunca bir süre otobüs bekledim. Bu esnada bir tane bile bahçelievler otobüsü geçmezken Ulus’tan, yüzlerceeeeeee keçiören otobüsü gördüm.Biraz sinirlendim. Otobüs geldi, bindim, şoför elimdeki kıyafet torbasına bakıp, hiç gerek yoktu gibi salak saçma bir şeyler dedi, “pek size olmaz bence” dedim. 3. caddenin girişinde trafik tıkandı, önde bir araç kaza yapmıştı, şoförümüz indi, ben de arkasından attım kendimi otobüsten, yine” aa hediyemi ver” gibi bir şey dedi, “pembe elbise bu” dedim, “en sevdiğim renk “dedi. Artık ben bir şey diyemeyecek bir haldeydim.

Eve gittim duşumu aldım. Manikürcüme gittim. Gülşen Abla’nın işi vardı, kendimi başka ellere teslim ettim. Kuaförüme gittim , Barış’ın işi vardı, pek tanışmadığım ama 10 yaşından beri gördüğüm bir çocuğa fön çektirdim. Eve geldim, giyindim, telaşsızca makyajımı yaptım. Utku beni aldı.10 üstünden 10 verdi.SELMA BU KISMI OKU. “Selma sana düğünde bu elbiseyi niye giydirmiyor canım bu resmen pembe” dedi:)

Mustafa’nın davetiyesi bizde olduğundan, azıcık oyalanaraktan Shereton’a gidildi. Tanımadığım onca insana naber nasılsın dedim. Adlarını çok hatırlayamadım, konuşmalaırı takip etmeye çalıştım. Ama hiç beklemediğim şekilde kalabalık olduğumuzu fark ettim bir de hiç beklemediğim kadar eğlendim.

Genelde mezuniyetlerimin her birinde bir kere elbise bakmaya çıkan ve girdiği ilk dükkanda bir elbise bulan ve elbise alma konusunda gerçekten şanslı bir insan olarak, bu baloya giderken bu şansımdan faydalanmama gerek yoktu. Çünkü ben bir kamberdim ve 1587 adet düğüne katılmış olduğum için, evden bir elbiseyi seçtim ve çıktım. Yine de bir elbise almam gerekse de bu kadar kolay olurdu. O kadar da havalıyım. Yalnız şöyle de bir gerçek vardı ki, yıllarca saç konusunda sıkıntı çekmişimdir. Nice korkunç topuzlarla da arz-ı endam etmişimdir. Taa ki en en çok 20 yaşıma kadar:) Ben bugün 27 yaşında en güzel saçın, yapılmamış saç olduğunu idrak etmiş bir insnaım. Makyaj desen o konuda hiç iddialı olamadım. İşe giderken de, düğüne giderken de aynı makyajı yapıyorum. Birine fazla birine az olabilir ama artık kısmet. Netice de cumartesiyi stressiz , kasmadan halletim. Büyümüşüz işte onu anladım. Hep birlikte deli gibi dans etmek ve Didem’le dans pistinden masaları kollayıp, gidip tıkınmak falan baya güzeldi. Arkasından copper club da eğlenceliydi. Bir de üstÜne Recomla karşılaşıp, eve tin tin beraber dönmekte güzelden öteydi. Bence 10. Yıla gelmeyenler epeyce bir şeyleri kaçırdı, ama kaçırdıkları tam olarak neydi pek bilmiyoruM:)

Pazar da kurufasulyeye gidildi. Gidilmez olaydı. O ne yağmurdu ve ben ne düdük bir kıyafet içerisindeydim. Lakin bahçeli’deki 3 kıyafetimdem biri şort tulumum (ki buna birisi bugün o bilmem ne mi diyerek başka bir isim söyledi) diğeri de yine bir şort ve sonuncusu da dün gece giydiğim elbiseden ibaretti. Yağmura nispeten daha dayanıklı babetlerim de Utku’nun arabasında kalınca , ıslanmaktan başka çarem yoktu bu güzel Ankara havasında. 10. yıl balosuna katıldığımız için kurufasulye beleşti. Kapıdan ismimizi söyleyip girdiğimiz esnada, bir amca “siz değil anneniz katılmış benceee ama neyseee, neysee hadi bu sefer de böyle olsun falan” diye epey bi diretti. Sallamadım. Sanırım deliydi.

Bol bol ıslandığımız, manasızca salındığımız kurufasulye için güzeldi diyemesem de bugün de güzeldi, çünkü mükemmel babetlerimiz oldu. Çünkü reco bizi Panora’ya götürdü. Daha çok şey alırdık ama Müge , o heryere geç kalan Bahar’In arkadaşı Mügeee erkenden bize gelmişti. Biz evde yoktuk. Ağlıyordu. Epeydir de bize gelmiyordu. Daha çok ağlamasın dedik. Eve geldik. Kendisi biz eve geldiğimizde uyuyordu. Şu an ben onun için en egzantrik pijamalarımı giydim. Onlara kahve yaptım. Onlarsa nedense benim odamdalar ve beni kovdular gibi bir şey. Ben de işte blog yazdım. İçimde biraz sıkıntı var. O Ankara civarında gürleyen göklerin sesi kalbimden geliyor olabilir. Her bakımdan enteresan bir haftasonuydu aslında. Yarın Pazartesi değil Salı bir de. Şaşırmayın günleri falan.

Bu yazıyı sonuna kadar okumuşsanız, şu an bir kutu kurabiye kazandınız. Lütfen adresinizi ve isminizi mail atın:)
foto: soldaki ben sağdaki didem:)