22 Ekim 2010 Cuma

pişmaniye.

Neredeyse her hafta sonu kalabalık yenen yemeklerdi o yemekler. Ben aile olmayı zaten en az 10-15 kişi olmak zannederdim. Hepimiz aynı evde oturalım isterdim. O yemeklerin meşhur tatlısı, Dedem’in dükkan dönüşü Ali Uzun’a uğrayıp aldığı pişmaniyeydi. Şemsiye çikolatalarımızı ve arap sakızlarını söylememe gerek yok zaten. En büyük eğlencemiz 4 kişi masanın altına girip, Dedem’in terliğini anneanneminkiyle, Teyzeminkini dayımınkiyle değiştirmekti. Saatlerce masanın altında katıla katıla güler, tekrar sofraya dönüp, bu sefer de pişmaniyeden bıyık yapardık. Yapış yapış olan yüzümüz, ellerimizle her seferinde ilk defa pişmaniyeden bıyık yapmışız gibi gülmekten ölürdük. Benim anneannem dünyanın en güzel Mevlana böreğini yapardı, Dedem kaburgalarımızı sayardı.Biz dördümüzdük, sonra biz çok kalabalıktık. Sadece iki kişi eksilince ne kadar azaldık. Dedem’in dediği gibi, kederle değil özlemle, o günlere selam olsun.

2 yorum:

DoDo dedi ki...

şu sıralar okuduğum en tatlı, en nostaljik, en içten yazı.

cometa dedi ki...

teşekkür:)