7 Ekim 2010 Perşembe

i like.

Bugün işe gelmeyi hiç istemedim. O kadar zor kalktım ki. Normalde 3 dakikada giyinebilen bir insan olmama rağmen saatlerce dolaba baktım.Normalde kasıma kadar çorap bile giymezken bugün çizme giydim ve kendi karizmamı kendim çizdim.Oysa düne kadar oxfordlarımla “mevsimlerden sonbahar dostlarım, ne palto giyerim ne çizme” havasında salınmaktaydım. E her şey bir yere kadarmış.

Bizim evde yeni alınan şemsiyende bol bir şey yoktur. Bu gün de henüz üzerinde etiketi bile durmakta olan bir parçayla evden ayrıldığımda, açması da kapaması da enteresan olan şemsiyemle bütün otobüsü ıslatmak istememiştim bunu belirtmek isterim. Ayrıca arabasında yeşil elma yemekte olan ve çok kritik bir anda durarak, hem ıslanmamı engelleyen hem de karşıya geçmemi sağlayan beyefendiye de teşekkür ederim.

Hani böyle önceden yaşadığınızı hissettiğiniz günler olur ya öyle bir gün bugün benim için.

Telefonun sürekli aile-akraba hukuksal sorunlarıyla ilgili olarak çalıyor. Bu iki haftanın astrolojik bakımdan böyle bir etkisi olsa gerek. Ama ben hiçbir şey çözemeyecek kadar düğümlenmiş durumdayım.

Herkesin bir an için bir dakika için ben olmasını ve iyi niyetimden, sevgimden , çabaladığımdan, kandırmadığımdan ve bunlar gibi şeylerden yani ne hissettiğimden emin olmasını diliyorum.

Aslında bu aralar en çok İtalya’da olduğum tarihlerde Ferzan Özpetek ile karşılaşmayı, bana “aradığım yüz sensin” demesini, filminde oynamamı teklif etmesini ancak rolün bir Türk ya da dilsiz birine dair olmasını istiyorum. Ya da “İtalyanca öğrenmen gerek” diyerek, film çekimlerini bir süre askıya almasını, beni kursa yollamasını, film için de para yerine beni İtalya’da bir yemek okuluna yazdırmasını falan istiyorum.

Olsa iyi olur.

İyi günler.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

çok güldüm.. eline sağlık! :)

BahaR dedi ki...

ahahahahha!!!gülmekten öldüm.

Ayse dedi ki...

:))
italya'dayken roma'ya her gittiğimde ben de ferzan özpetek'le karşılaşmayı umuyordum. nedense benim senaryom bir kitapçıda yemek kitaplarına bakarken gelişiyor ve küçük bir sohbetle sona eriyordu. ve bir gün sinemayla, ferzan özpetek'le hiiiç alakası olmayan kütük bir tanıdığım gelip, bir kitapçıda ferzan özpetek'le karşılaştığını, ona merhaba dediğini ama o sırada tek bir filmini bile hatırlayamadığı için sohbeti nasıl devam ettireceğini bilmediğini anlatmıştı. oluyor yani öyle şeyler umudunu kesme bence :)

cometa dedi ki...

adsız teşekkürler:)
bahri sen gülme:)
ayşee cidden ben bu hayali biraz daha ayrıntılandırayım ve konuşma başlıklarını da belirleyeyim olunca olur değil mi yaa:))