31 Mart 2009 Salı

Üzerimde sevdiğin mavi elbisem...

Şimdi üstünde çarşaftan başka hiçbir şey olmayan, koyu pembe, mis kokulu çarşafımın üzerinde amaçsızca yatarken ve gözlerimi o garip mavi duvarlarıma dikmiş bakarken cam açık. Ben en çok akşamları cam açıkken üşümemeyi seviyorum. Çıplak ayaklı, limonata gibi havaları seven bir kızım işte ben. Bugünde hava çok güzel. Çirkin kaldırımlar, kalabalık yollar, kaba insanlar bile güzel. Ama içimde sonsuz bir ağlama isteği. Sebebi olmayan. Belki de sebebi vardır. Çok sevinmişimdir havalar düzeldi diye.
Sanki seninle balkonda oturup,limonlu çay içtiğimiz havalar gibi anla işte, şimdi bir de yapraklar hışırdasa hafiften tam olacak. Bugün ben yolda yürürken garip bir şekilde birden sen koktun. Eve gelip pijama çekmecemi açıp, öylesine bir şey ararken, senin en sevdiğim pijamalarını gördüm, gülümsedim. Bazen yüzlere bakıyorum. Senin olmayacağını bile bile, sana benziyorlar mı diye, dikkatli dikkatli bakıyorum insanların yüzüne.
Havalar düzeldiğinde de seni çok özlüyorum anlayacağın. Değişen bir şey yok.

29 Mart 2009 Pazar

Yağmur Bulutu Unutulursa!

Sıkılıyorum. Gecikiyor. Belki de ondan. Çokça kırılıyorum, alınganım. Jelatin Hanıma alınan orkidelerden istiyorum. Sürprizler istiyorum. Hiçbiryere gitmeyecek gibi yapmayı bırakıp, bir yere gidiyor olmanın heyecanıyla hazırlanmak istiyorum. Bazen umarsız bir ruh haline giriyor, orada debeleniyorum. Ziyadesiyle ilgi istiyor, bekliyor, sevgi arsızı oluyorum. Sanki ben "ilgii,ilgiii" diye yırtındıkça da, ilgiden mahrum kalıyorum. Sihirli bir iksir için beni anlayın, üzerime gelmeyin, fazlasıyla pervanem olun diliyorum.Kalbimi sıkıştıranları kovuyorum.

Beni sevin.

28 Mart 2009 Cumartesi

How?

How can u mend a broken heart?

25 Mart 2009 Çarşamba

Everybody Loves The Sunshine

Hani tam da şurada demiştim ya Neyirle bir dilek tuttuk, gerçek olursa söylerim diye. Oldu bile:) Biz ikimiz bir gün (cuma) aniden prontotourun sayfasına bakar iken, "aa 4 günlükmüş, aa iki günü de haftasonu, aa fiyatı da uygun" diyerek;birbirimizi gaza getirip, "Praga gitsek mi" dedik?. Konu orada kapandı. Çok ümitli değildim. Çünkü birimiz mutlaka olmaz derdi, benim duruşmam olurdu, euro fırlardı, savaş çıkardı...(euro zaten cuma günü fırlayıp bizi şaşırtmadı, Çek Cumhuriyeti'nde hükümetin çöktüğünü de düşünürsek zaten çoğu terslik gerçekleşti .)

Ama geçen seneden kalan iznim vardı, bu yıl için 3 yurt dışı hayalim vardı ve adliye çıkışı kendimi turda buldum. Kadın 3 kişilik yer kaldı deyince, aniden ikisini satın almak zorunda kaldım:) Hayatımda vize evrakları toplama ve pasaport çıkarma konusunda bu denli hızlı davranabileceğim aklıma gelmezdi ancak bazen yumurta kapıya dayanınca hesabı acele acele hareket etmek kesinlikle daha az yorucu oluyor. Yani aslında bedenen çok ama kafa olarak daha az yoruldum diyebilirim ki bu durumu günlerce aynı konuyu düşünmeye tercih ederim.
Pasaport ve vize konusunda faydalı bilgilere geçecek olursak; Pasaportumu uzatmak için Ankara Eminiyet Müdürlüğü'ne teşrif ettiğimde ankamalle kadar uzanan kuyrukla şaşırmadım desem yalan olur. Şaşırdım çünkü; geçen sene Yudumla Pasaport işi için öyle çok da erken olmayan bir saatte geldiğimizde Yudum 1 ben 2 numarayı alıp, işlemlerimizi bir çırpdıda halletmiştik.

Bu sene ise herşey bu kadar kolay olmayacaktı. Saat 7:30'du ve kuyrukta çoğunluğu yaşlılardan oluşan yüzlerce kişi vardı. Normalde kesinlikle hiçbir kuyrukta kimsenin önüne geçmeyen hatta kuyrukta birinin hakkını ihlal edeni yolda yürürken görsem durup sataşan biri olarak sadece emniyet girişlerinde kimliğimi göstererek ve "avukat hanıııım silah var mıII" sorusuna hafifçe başımı yukarı kaldırmak suretiyle cevap veren birisiyimdir. Yine öyle yaparım sandım ama polis bana pasaport kapısında bunu yapamayacağını söyledi. "Olsun" dedim içimden ve trafik kapısına yöneldim. Buradaki kuyruk kesinlikle daha azdı ve ben kimliğimi göstererek önce ordaki 50 ye yakın kişinin önüne geçip daha sonra pasaport işlemini yapacağım binaya doğru ilerledim. Bu arada oranın kapısı da açılmış olacak ki yavaştan koşan insanları görünce ben de hızlandım ve nihayetinde formumu bile sırada doldurarak 38. sırayı kaptım.Arkamda beni sırada hiç görmediğini iddia eden Hacı Amca'dan burada özür dilerken, beni rüyasında gördüğünü tahmin ettiğim ve eşini "bey o kız buradaydı" diye telkin eden Hacı Teyze'ye de teşekkürlerimi sunarım. Aslında inanın ben kötü bir şey yapmadım, avukat olmamın nadir faydalarından birini kullandım, ne olur bana kızmayın.

Faydalı bilgiye gelince; pasaport sırasındaki uzun kuyruk korkutacak kadarsa emniyetin trafik kapısını tercih edebilirsiniz. Özellikle sabahları Paten Enstitüsünün karşısında yer alan bu kapı daha tenha olup, aynı bahçede yer alan ve pasaport işlemlerinin yapıldığı diğer binaya kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Benden söylemesi. Ayrıca saatlerimiz 9:12 yi gösterdiğinde numaratör kapanmıştı, o saatten sonra boşuna zahmet etmeyin. Formunuzu doldurup, fotokopilerinizi çektirip gelin, zamandan kaybetmeyin.

Çek Cumhuriyeti Vizesi ise diğer tüm ülkeler gibi ıvır zıvır birkaç evrak peşinde. Ancak bankada orada kalacağınız her gün için 50 Euro'luk bir teminat göstermeniz yeterliymiş;olduça ilginç. Bir de İstanbul Konsolosluğu vize için vereceğiniz foroğrafta özellikle dişlerinizin gözükmemesi ve kulaklarınızın gözükmesi konusunda hassas. Ankara'da ise "ne olursan ol gel" modundalar.

Diğer bir faydalı bilgi ise çok alakasız. Ama lale soğanlarım bir kaç gündür ha açtık açacak modundayken, bir akşam onlara aniden suda eriyen asprinli su vermem neticesinde coştular:) Annemin kolumuz kırılsa bize iyi geliceğini iddia ettiği sedergine ilacının bir faydası daha böylece kanıtlanmış oldu.:) Bu denli uzun bir yazı fotoğrafsız kalmasın diye alakasız olarak bana mutluluğu çağrıştıran bir fotoyla süslenecek:)Önceden de koymuştum ama olsun.

Praga gitmiş, sevmiş olanlarınızdan 1-) Mutlaka gör 2-) Mutlaka ye 3-) Mutlaka dinle tavsiyeleri bekliyorum. Bu arada seyahat kitaplarında neden nerede ne yiyeceğimiz en sonda anlatılıyor, bu hususu da kınıyorum.

22 Mart 2009 Pazar

Seven Pounds

Yavaş filmleri sevmiyorum, uzun filmleri de sevmiyorum. Zaten yavaş filmler hızlı olsa uzun olmazlardı değil mi? Bu filmimiz de bana göre gereksiz uzatılmış, ilk yarı gizem yaratalım , seyirciyi meraklandıralım derken, sıkmaktan, offlatmaktan öteye geçememiş . Kaldı ki hepimiz son sahneyle başlayan, bol flasbacklerle bezeli filmlere fazlasıyla alıştık. (Filmin sonunu başında gördüğüm ve filmden çıkarken hiçbirşey anlamadığım, ilk film takriben 1995 yılında teyzemle bir festival esnasında izlediğim Before The Rain'dir. Seneler sonra tekrar izlediğimde benim favorilerimden olmuştur. Yeri gelmişken söyleyeyim dedim. İzlemediyseniz mutlaka izleyin.)
Uzun parantezimizden sonra devam edecek olursak; Will Smith acıklı acıklı bakarken, yaşlı bir kadın ağlarken, kör birini izlerken, herşeye üzülen bünyem sıkça duygulandı fakat film boyunca saate bakmaktan kendimi alamadım.
Evet belki mesajı güzeldi ancak bütün film boyunca ağırdan alıp, son sahnelere doğru harekete geçen filmler çekmeyelim lütfen. Ayrıca türk hukuk sisteminde yeri olmayan ve netice itibariyle ülkemizde de uygulanma imkanı bulunmayan bir babayiğit Will hareketini örnek de alamayız. Neyse illa ki izleyeceğiz diyorsanız da siz bilirsiniz.
Öperim. Yarın pazartesi. SeviniN:)
Dip not: Bir filmi izlemeseniz de olur derken bir başka filmi seyredin dedim, dikkatlerden kaçmasın!:)

20 Mart 2009 Cuma

Elephant Bozoo!!!

Didem'i düğününden beri görmeme sebebiyle kendisi, Pınar ve Candan olarak buluştuk iş çıkışı.Üç bankacı, çekik gözlü japon ve ben çok güldük, çok eğlendik. Önce tadımda güzel bir akşam yemeği ve ardından cafe des cafe cheescake i ile türk kahveleri eşliğinde kahkahalarımız bana çok iyi geldi.
Didemin Tayland maceralarını dinledik, düğünde kaçırdığı dedikoduları ona ilettik:) Balayında gördüğü filleri "canım ciğerim elephantlarım" diye anlatan Didem' den sonra en çok, fillerle gezi esnasında başkalarına ait fillerin de burunları ile muz istemelerini tepkiyle karşılayan ve ben başkasının filine değil,kendi filime veririm muzları diyen Pınar'a güldük:)
Yani bütün akşam bir elephant dedik güldük bir de muz:) Size bir anlam ifade etmiyor tabi. Ama benim cidden moralimi düzeltti gülmek.
Bu arada Pınar' a baktığım fal pek güzeldi. İkizleri olacak! Merve demişti dersiniz:)
Bir de Neyirle bir şey diledik, olursa yazarım.
Sizin içinde bir dilek;inşallah yarın gözlerinizi açtığınızda günlerden cuma zannedersiniz ve hatta işe ne giyeceğinizi düşünür, beş dakika daha uyumanın hesabını yapar ve birden cumartesi olduğunu farkedip deliler gibi sevinirsiniz:) Tabi bu dileğim cumartesi çalışmayanlar için! Cumartesi çalışanlarda pazarı cumartesi sansın:) Neyse çok saçmaladım.
Hepinizi öperim.

19 Mart 2009 Perşembe

Tulip

Yine yeniden uykusuz bir gecenin ardından sabah kendimi yataktan fırlatıp karıştım suratı asık insanların arasına. Bu aralar pek güzel giyindiğim, makyaj yaptığım söylenemez. E bari saçtan kurtarıyım derken, rüzgar, kar, yağmur sağolsun iş yerine vardığımda barcelona barcelona 'daki Penelope Cruz saçları kadar kabarık bir kütle vardı tepemde.Derken 9:30 gibi giriş yaptığım adliyeden 13:00 gibi çıkarken gün benim için gerçekten de bitmişti. Herkes iyi misin, hasta mısın diye sordukça sanırım insan daha kötü hissediyor.

Haftalık ve klasik Yargıtay gezimin ardından nüfus cüzdanında T.C. Kimlik Numarası yazılı olmayan babamın ricası üzerine Çankaya Nüfus Müdürlüğü'ne de teşrif ettim. Kapıdan girer girmez asansörün önündeki devasa kalabalığı gördüğümde burası böyleyse yukarısı nasıldır acaba diye geçirdim içimden, sonra bir cesaret 7. kata kadar hoplaya zıplaya çıktım. Oraya vardığımda uzun ince koridordan taşan bir insan kalabalığı görmeyince endişelendim; kesinlikle yanlış yerdeydim. Yine de umutsuzca ilerledim ve insan kaynamayan o yerde, sıra numarasını almamla, 124 rakamının ekranda yanması bir oldu. Şimdi sıra faydalı bilgide!!(hoş tv de bas bas bağırıyorlar kaç gündür ama beni okumaktan tv seyredemeyenler olabilir:PP) Nüfus cüzdanınızda T.C. Kimlik numaranız yazılı değilse, nüfus cüzdanınızı değiştirmeden, nüfus kayıt örneği diye tabir edilen belgeden alarak,yerel seçimlerde oy kullanamama derdinden kurtuluyorsunuz. Ben her ikisini de ayrı bir dert sanıyordum ama Çankaya Nüfus Müdürlüğü gibi her gittiğimde ana baba günü olan o yerde merdiven çıkma seansımı saymazsak sadece 6 dakika geçirdim.Ayrıca bu belgeyi illa ki T.C Kimlik numarası nüfus cüzdanında yazılı olmayan mağdur kişinin almasına gerek yok. Misal ben aldım, babam kullanacak,çünkü ben, bahar annem ve babam bir fidanın güller açan dalıyız diyor daha fazla uzatmıyorum. Ancak şu da bir gerçek ki; devler dairelerinde işinin rast gitmesi, ıssız kumlardan serin sulara atlamak misali bünyede büyük bir ferahlama yapıyor...

O ferahlamayla da insan gidip, küçükken gözünde çok büyük bir mekan olan çetinkaya unlu mamullerinden kızkardeşine paskalya çöreği alabiliyor. Öyle ki oldum olası haz etmem paskalyadan, ama çetinkayadaki ekmek kokusu nedense beni mutlu etti.

Günü neticelendirirken, her yıl mart ayı civarında geleneksel olarak aldığım lale soğanlarımı da yanıma katarak evime gelmiş bulunuyorum. Acaba ne renk olacaklar bu sene? Utkuu yaşıyorumm:)))