10 Mayıs 2010 Pazartesi

Pazartesileri de Cumartesi gibi YaşayalıM:)



Her şey Kürşad'la bugün ne yapsak dememizle başladı. Canımız sushi çekti.Sushicodan yer ayırtıldı. Belki 3- 4 kişi oluruz derken, Bahar arandı, fırsatı kaçırdı, Yudum gelmedi. Efe olur dedi, Didem'le bankasının köşesinde, Pınar'la mavi jeansin önünde buluşuldu.Candan bu arada telefonunu hala duymuyordu. Üç kız öyle tıkır tıkır topuklularımız ayaklarımızda yürürken bize bakıp bir mutlu oldum. Bunu anlatmak zor, geçelim.

Netice de bir eksik iki fazla sushiconun güzel bahçesinde keyifli keyifli otururken, hepimiz o kadar açtık ki, herbirimiz 27 TL 'ye sınırsız menü seçip, aklımızdan geçenleri sipariş ederken artık çok geçti, çok doğru bir iş yapıyoruz sanıyorduk. Oysa birbirimizin sipariş ettiği şeyleri söyleyerek pişti oluyorduk o anda ve bize zencefil soslu tavuk öneren Didem'in onu yediğini ve beğendiğini sanıyorduk. Bu arada her bitiremediğiniz tabak için hesabınıza da 3 tl ekliyorlar, bunu da belirtmek isterim. Mesela en çok karides cips piştisine üzüldük ama nasıl olduysa da her şeyi yedik.

Sushico'ya gelince; tavuk yemeklerine nazaran, et yemeklerini daha başarılı buldum. Quick China'nın buharda mantısına alışmış olsak da , ben buranın çıtır mantısına bayıldım.(Fotoğrafta tombik ellerimle yemekteyim)Gaziosmanpaşada'ki Sushico'ya hiç gitmemiştim. Bahçesini de çok sevdim. 27 tl'lik sınırsız menü, saki sakin sipariş verirseniz ve kendinizi çok kaybetmezseniz, başarılı bir uygulama.

Gecenin sonuna gelip, kızarmış ananas ve dondurmalar yendiğinde, bir pazartesiyi haftasonuymuşcasına yaşamanın keyfi vardı. Bu işi sürekli yapsak yahu?
Fotolar Kürşad Bey'in telefonunun eseri. Efe azıcık erken gelseydi görüntüler daha başarılı olabilirdi:)

7 Mayıs 2010 Cuma

Hafta.


Haftanın Fıkrası

Bir abladan geldi. Mekan otobüs, istikamet Kızılay, ben ayaktayım kahramanımız benim biraz önümde, yanındaki arkadaşıyla dertleşmekte. “ Filiz faydası oluyor dedi, denedim ama ne fayda, hem o iki öğün dedi, ben her öğünden sonra yiyorum şu nesfeat’i amaa bir işe yaramadı”. “Acaba içine biraz bal, arada fındık katıyorum ondan mı olmuyor ki?

“E olmaz tabii nesfeat denilen şeyi öğünlerin yerine yiyecektin böyle tatlı niyetine değil” demek istedim de diyemedim sayın seyirciler, içimde kaldı.

Haftanın Sorusu

Annemden geldi. Aşk-ı memnu izlediğimiz esnada, Bihter siyah tüllü müllü, turuncu omuzlu elbisesiyle arz-ı endam ettiği esnada , reklam aralarında çıkan modacı kızları kastederek, sor bakalım o kızlara bu elbiseyi de ariel le yıkayabiliyorlar mıymış” dedi.Annem o reklamlarda sürekli kimsenin giymediği beyaz gömleklerin yıkanmasına gıcık oluyor. Biraz da lütfen renkliler üzerine çalışalım, annemin sinirini bozmayalım.

Haftanın olayı

Hıdırellez ve türlü türlü dileklerimizdi. Kimileri çaput işlerini bırakın derken, kimileri yepyeni fikirler üretti. Bahar fener’in küme düşmesini bile diledi. Upuzun listesinin sonuna adını ve soyadını da yazdı, karışmasın diyeymiş! Ben seneye T.C. numaranı da yaz, ya da nüfus cüzdanını da koy diyerek kendisine destek verdim. Soluncanmış böcekmiş demedim, toprağıda bir güzel kazdım. Sabah saat 9’a gelirken Didem telaşlı sesiyle Merve dileklerimizi geri mi alacaktık diye soruyordu, bazıları öyle der ama ben almam hiç dedim, ama tersini söyleseydim acaba eve mi dönecekti?

Haftanın Hüsranı

Kentpark’da geçen hafta deliler gibi aradığımız İtalyan dondurmacısının, gelatocunun dün itibariyle -1. katta olduğunu öğrenmemizdi. Bahar araştırmamız esnasında, ölmek üzere olan beni her katı 3 kere olmak üzere tavaf ettirdi de, ikimizin de aklına en alt katta bir dondurmacı olacağı gelmemişti.

Haftanın Sürprizi

Kürşad'ın yeni bir televizyon alması. Kararsızlığı ve isteksizliğine rağmen bu işi nasıl başardığı halen tahmin edilemiyor ancak tüm elektronikçilerde bir bayram havası varmış.

Haftanın Tatlısı

Bahar’ın patronunun 2 yaşındaki minik kızı. Kendisi ayrana bayram dediği için, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı, “anne ne güzeeeel içerizzz” diyerek karşılamış. Yerim onu ben.

Haftanın En Güzel Günü.

Tabii ki Cuma. Şüpheniz mi var?

6 Mayıs 2010 Perşembe

deniz ve mehtap.


Bu çok garip bir şey. Ne zaman canım sıkılsa, ama öyle böyle değil çok sıkılsa, kalbim acısa, dedem bir işaret gönderiyor. O anda kulağımda mp3 varsa orada, yoksa önünden geçtiğim mekanda birden bizim çok sevdiğimiz şarkılardan biri çalıyor,Tanju Okan’ın sesi mesela, içime işliyor, dedem sanki bana bir işaret gönderiyor.

Ya da otobüste karşıma biri oturuyor, sanki dedemin gözleriymiş gibi bakıyor.

Ya da birden pastanede, kasanın yanında şemsiye çikolatalar çarpıyor gözüme, dedemin hep aldıklarından.

Bu çok garip bir şey.

Fotonun sahibi beni affet, nereden buldum bilmiyorum.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Kartvizit.

Sabah kalkamadım yataktan. Saat tam 9:00'da duruşmam var ama o bile korkutmadı beni. Sonra Bahar'ın odama dalmasıyla açtım gözlerimi. "Saat kaç" dedim "7:30" dedi," neeeeeeeeeee" dedim. "Ama bahri ben kalkamıyorum" diye de ekledim arkasından. "Sana şimdi öyle bir şey göstereceğim ki hemen fırlayacaksın yataktan" dedi, avucunun içinde bir şeyleri saklayarak odama geri geldi. B&M Cakes için, dünyanın en güzel kartvizitlerini bastırmış, bir kaç eksiği var ama tamamlarız onları da. Sevinçten ölür mü insan onları görünce? Ve şiş gözlerine, fönü bozulmuş dalgalı saçlarına rağmen güne başlamaz mı?Siparişlerinizi bekliyoruz derken bir de kartımızı vereceğiz artık:)

4 Mayıs 2010 Salı

Aç olan okumasın!

Aşağıda okuyacağınız konuşmalar 04/05/2010 tarihinde saat 4:30 ve civarında, dini imanı yemek olan bahri ve benim aramda geçmiştir. Bizim sonumuz ne olacaktır? Bu nasıl bir göz dönmesidir?

bahri: ben çok mutsuzum, 2 gündür yemek istediğim hiç bişi
yiyemedim

ben: ben de öledim,bgn biraz geçti, rüyamdaaaaa bir tatlılar yiodummmm..

bahri: ne yemek istediğimi bulamıyorum

ben: gece uyandım resmen açtım

bahri: ya ne yiceeeeeeeeeeeez ,fondüğ yapsak kahve dünyasından çiko alsak muz alsak çilek alsak ama kilolarca yesek belki geçer

ben: belki, ama çok yememiz gerekir

bahri: burdan ,kahve dünyasından alsam mı k i ne diiye alıcam ne diye satılıo

ben: çiko die sanırım

bahri: çilek de alırız çiko diye mi nası çiko aama uuf

ben: bilmiorum

bahri: beynini dağıtıcam merve

ben: acıktım şu an deli gibi
bahri: recpp ustaaaaaaağ
recep ustaaaaaaaaaaağ

ben: ya bi sus bahri acıktırma insanı

bahri: çok mutsuzum eve gidip lahmacun yapıcam
ben: .....

bahri: fındık lahmacun hacı arif bey deki tüm fındık lahmacunlar benim olsun

3 Mayıs 2010 Pazartesi

kaybolan yıllar..

Cuma
*Ted'e veda gecesine katıldık.
*Utku sayesinde yemeklere ve içkilere yakın yerimizle, bütün gecenin nimetlerinden faydalandık. Sona kalanlar dona kaldı, en çok da aç kaldı.
*Oradan geçip gideli 10 yıl olduğuna inanmak güç.
*Facebook sağolsun, kimse kimseyi gördüğünde " aaa napıyorsun, ne kadar değişmişsin" naraları atmıyor.Yine de herkes istisnasız uzun süredir görmediklerine ilk iş evlendin mi diye soruyor.Bazıları yine fazlasıyla yapmacık. Bazıları son şanslar turuna çıkmış ve bazılarıyla içten bir kucaklaşma sonrası hiç zaman geçmemiş gibi hissetmek harika.
*Bütün gece "kızlar da olsaydııı" deyip durdum içimden.
*Didemle bir sürü tipe bakıp, ay bundan kim hoşlanırdıı acabaa diye kafa yorduk, çoğununun takma adları sağolsun gerçek isimlerini bile hatırlayamadık.
*Turuncu dolaplarımız duruyordu hala. Merve-Neyir 2000 yazanı bulamadım ama Mehmet kendi dolabını buldu, kapağını söküp eve getirdi, yanında revir yazısı ve sınıf levhasıyla da birlikte tabii. Benim aklıma her akşam dolabımın kapağını söküp, kitlememe engel olan deli arkadaşlarım geldi.
*Bazı sınıflaRda sıralar duruyor hala. Ama neden bilmem orası da bana çok küçük geldi.Sıralar da öyle ama en çok da konferans salonu ve sahne. Halbu ki neredeyse ilkokuldan beri aynı boydayım ben. Şişmanladık diye mi acaba? Her yer bir ufacık geldi gözüme. Oysa boşken daha büyük gelmesi gerekmez miydi? Herşey bizle doluyken güzelmiş.
*Bu kadar duygulanacağım gerçekten aklıma gelmezdi. En haylazlarımızı bile bir hüzün kapladı.
*Gecenin sonunda okulu yıkmalarının ne kadar içime oturduğunu anladım. Keşke bir protesto gösterisi yapsaydık, ne salağız dedim.
Cumartesi
*Takriben 13 saat Cepa'da kurulu standımızda çalışarak kafayı üşüttüm.
*İpek yolun karşısında çalıştığımız için, oradaki kızlarla samimiyeti ilerletip, hiçbir yerde bulamadığım pembe çantaya kavuşmayı başardım.
*En güzel Yargıcı'nın Cepa'daki olduğuna karar verdim.
*Herkesin ya hamile ya da çocuklu olduğunu gözlemledim.Bir de insanların aşırı bir mutsuzluk girdabında olduklarını. Sanki hepsi hipnoz olmuş gibi, yüzlerinde bezgin bir ifadeyle, kurulmuş pilli bebekler misali alışveriş merkezine salınmışlar hissine kapıldım. Bu aşırı depresyondaki tipler genelde kucaklarında yavrusunu taşıyanlardı. Üzüldüm.
*Erkek arkadaşını alışverişe sürükleyen ve onları saatlerce ayakta dikerek eziyet eden kızlardan korktum.
*Bir alışveriş merkezinde çalışmanın dünyanın en zor ve en kötü işlerinden biri olduğuna karar verdim.
*Özellikle erkek çocukların sattığımız saatlerin yelkovan ve akrebine mutlaka bir kez dürtmek suretiyle dokunmadan geçemediklerini farkettim.
*Bir daha uzun süre Cepa'ya gitmemeye karar verdim.
Pazar
Uyudum, uyudum, uyudum.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

imza günü.

Yarın Cepa'da imza günüm var efendim beklerim:)
Blogumdan beğendiğiniz yazının çıktısını alıyoruz, imzalıyorum bir de Ayşe Arman misali masaya çıkıyorum, fotoğraf da çektiriyoruz falan.
Ve şaka bir yana bugün 13 saaTİ cEPA'da İpekyolun karşısındaki standta (ev aksesuarı satan) bulunaraktan kafayı üşütmüş oluyorum.
Yarın da gelirseniz beni görebilirsiniz, göremezseniz merveyi çok seviyorum diyerek %10 indirim kazanabilirsiniz, annenize hediye alabilirsiniz, almayada bilirsiniz.
Bir de özel tasarım yüzüklerimizi görmek isterseniz söyleyiniz.
Hoşçakalın.

Ps: Comet sen bugün orada mıydın? Ben seni görmüş olabilir miyim?