24 Mart 2010 Çarşamba

Amatör Barcelona Notları.

Aşağıda okuyacağınız tüm bilgiler,yıllar yıllar önceYudumla yaptığımız kısa Barcelona gezisine gitmeden Yudum'un süper teyzesi "Elmas Teyze" tarafından bize armağan edilmiştir ve onun katkılarıyla yaban ellerde sırtımız yere gelmemiştir. Yine onun sayesinde 40 yıllık katalanlar gibi Barcelona da fink atmış, turla telef olanlar grubundan ayrılmışızdır. Bu geziye dair ufak notlar yazmak aklımdadır ve Selma'nın da 1 Nisan'da barcaya gitmesi vesilesiyle nihayet bugüne kısmet olmuştur.


La Rambla Barcelona'nın en hareketli caddelerinden biri ve akşamları hafiften tehlikeli ve ıssız bir hale bürünse de ilk gördüğümde beni gerçekten büyülemişti. Bu cadde üzerindeki Mercat De La Boqueira (Pazar Yeri) her türlü tropikal meyvenin satıldığı bir pazar olması itibariyle ilginç ve farklı tatlara rastlanabilecek bir yermiş. (Miş diyorum çünkü biz ordayken kapalıydı. Ama herşeyi korkusuzca deneyen ve alerjik reaksiyonlar veren ben deniz için belki de hayırlı olmuştur) Bu pazarın hemen yanındaki Patisera Escriba ise 1902 yılında Guell tarafından yapılmış. Şehrin en ünlü modernista tarzı dükkanlarından biri.Kek dilimini andırdan patatesli omletlerinden, kendi mamülleri olan çikolatalarından mutlaka yenmeli. Biz çok gezip, yorulduğumuz da sadece bir kahve içmek için bile buraya uğradık. Turist (sanki biz neysek!) kaynamayan mekanlardan olması itibariyle de favorimiz olmuştu.Hayalimde ki mekan diyebilirim.
Yine bu caddede ve sanki her yerde rastladığımız bir başka yeme içme alternatifide "Maoz"du. Vejeteryan mekan maoz bizim güzel ankaramızın dört bir yanını sarmış çiğ köfteciler misali barcelonada da heryerdeydi. Bir nevi vejeteryan fastfood konseptli mekanımızda ana yemek pideye sarılı nohut köftesi olup, oldukça lezzetliydi. Dilediğiniz tüm salata çeşitlerini bulabileceğiniz mekanda bir külahın içinde sunulan elma dilimli patates kızartmaları da pek güzeldi.
Ve yukarı daki fotoğrafta Yudum'u yemek yerken görmekte olduğunuz mekan da bence kesinlikle başarılı.Barcelona'nın her biri birbirine benzer sokaklarında orayı arayıp bulmakta zorlanmayın diye adresini de veriyorum:Cerveseria Catalana(Katalan Rest.)Mayorka Caddesi No:236.

Burada menüde yazmayan ama Elmas Teyzemiz sayesinde sipariş verebildiğimiz; Pan Con Toma(Dometesli Ekmek), Çipiron(Bebek Kalamar Kızartması, Solomilo(Ekmek üzeri biftek ve ağzınız burnunuz kan olmasın istiyorsanız çok pişmesi konusunda mutlaka uyarın), Pini Enta Del Padron(Kızartılmış dolmalık biber) yiyin, Yudum tarafından hafif ama lezzetli olduğu belirtilen Alman buğday birasından da için. Tatlı olarak da çilekli kremalı milföy tavsiye ederim. (Fotoğraflarını çekmişim, çok başarılı olmadıklarından koymadım)

Yine meşhur ispanyol yemeği paela nın da güzelini yiyebiliceğiniz bir mekan. Turistik bir yemek olması itibariyle her yerde satılan ve herkesin midesini bozan bu yemeğe dair sizleri uyarmayı da bir borç bilirim.

Barcelona gerçekten de her yerinden tarih fışkıran bir şehir. Özellikle "Eski Şehir" denilen bölge de adım başı bir tarihi esere rastlamak mümkün.Müzelerden kilise/katedral tarzı yapılardan anlamayan ve haz etmeyen bir kişi olmama rağmen ben bile mondernizm akımının öncüsü Gaudi'nin eserleri karşısında saygıyla eğildim.


Sagra da Familia'nın bir fotoğrafını bundan yıllar yıllar önce görüp, pek merak edip, hıdırellezde görülücek yer olarak gömmüşlüğüm bile vardır:)Tavsiye ederim:)

Modernizm akımına mensup saygı değer Gaudi'nin Casa Milası,Palau Guel ve Park Guel'i kesinlikle görülmesi gereken yerler. Picasso müzesi ise beni İstanbul'daki sergi kadar etkilememiştir. Ama yine de oralara kadar gidip de görmemek ayıp olabilir. Bir de çikolata müzesine gidiyordu herkes akın akın ama biz arayıp arayıp bulamayınca vazgeçmiştik.
Portvell ve yakınındaki Maremagnum Alışveriş merkezi ve içindeki akvaryum yine buraya gidip görülebileceğiniz yerlerden. Özellikle çoluk çocuk gidenler için keyifli. Aralık ayında bile 20derece civarında olan hava da deniz kenarında şekerli mısır yerken, sahilde yapılan canlı müzik eşliğinde takılmak oldukça keyifli oluyor.Denemedik dememek için tekne turuna da çıkılabilir. Ama ortaköyden çıkılan tekne turundan farklı olarak burada sadece çeşitli yük gemileri görülebilir.


Figueres ise Dali'nin Gala için yaptığı, herhangi bir kelimele tarif edebilmekte zorlandığım, ayrıksı sanatına yakışır evinin/müzenin yer aldığı minik bir şehir.Onca yolu gitmeye kesinlikle değer.Dali müzesindeki yağmurlu taksisine ya da Rüzgar Sarayı Salonu adı verilen odanın tavanında; tepenizde sallanıyor hissi uyandıran ayaklara bakıp şaşırmaktan öte bir şeydi benim için. Sagra da Familia'yı gördüğümde hissettiğim ürpetinin bir türünü de Dali de hissetmiş, hatta uzun süre etkisinden çıkamamıştım.

Figueres e giderken yol üstünde uğranılası muhtemel diğer bi şehir ise Girona. Ama bu şehre dair klasik fotğraf(hani şu yukarıda gördüğünüzbinaların yer aldığı, benim çektiğime hiç benzemeyen) biraz yanıltıcı. Belirtmekte fayda görüyorum.Yani ille de görmenize gerek yok. İki adımlık Girona'daki adını hatırlayamadığım butik çikolatacının fiyatlarının çok makul olduğunu hatırlıyorum. Hediye için güzel bir alternatif! Ha bir de Yudum'la o nehir boyu deli gibi koştuğumuzu hatırlıyorum, otobüsü kaçırmamak için.

Bunun dışında hırsızlığa karşı sürekli uyarıldığımız şehirde neyse ki başımıza tatsız bir olay gelmedi. Bir ara sahilde yayılmış otururken, alışveriş torbalarımızı kaptırıyorduk ki son dakika da uyandık. Onun dışında ben tatilimizin son günü fotoğraf makinemi starbcuksda unuttum, starbucksa oldukça uzun bir süre geçtikten sonra geri döndüm, dışarıda oturduğumuz masanın etrafında, iki yaşlı Alman Teyze'yi rahatsız etmek pahasına bir süre dolanıp durup, en sonunda makinemi sonbahar yapraklarının altında usulca uzanmışken buldum. Tabii sevinçle o teyzelerden birini öptüğümü de hatırlarım. Kendisi hafiften korkudan ölecek gibi olmuştu. Sanırım ingilizce de pek anlamıyordu. Benim çok mühim bir hatıramdır bu:)

İngilizce demişken, kimsenin bu dilden anladığını söyleyemem. (Tabii gençler dışında.) Hatta her gün bir sürü tip bize kendi dilinde birşeyler anlatırken, dillerini konuşamadığımızı söylediğimizde bile ne dediğimizi anlamıyor gibi bakıyordu.

Öyle ki bir gün yine metroda yanıma yanaşan yaşlı teyze'ye "ispanyolca konuşamıyorum dediğinizi anlamıyorum" tarzı bir şeyler dediğimde, yeri göğü yıkmıştı. Sürekli Katalanya diye bağırıyordu. Katalanlar'ın dil konusundaki hassasiyetlerini de unutmamak gerek!

Ve metro da demişken, çok hatlı bir sistemi var. Metro içinde de uzun uzun yürüyorsunuz. Hafta sonları Alman istilası altında olan şehirde türlü sarhoş tacizlerine uğramak ve hava karardıktan sonra değişik tiplerle karşılaşmak da mümkün.Ama tramway ve metroyu doyasıya kullanmıştık:)

Yazıma burada bir son veriyorum. Çünkü biraz yoruldum. Umuyorum ki ilerleyen günlerde alışveriş ve gece hayatına dair de birşeyler karalarıM:)Fotoğraflara gelince, imkanımım oldukça kısıtlı olduğunu belirtmek isterim. Zira babam laptopımın üzerine basmış olduğundan bir çok fotoğrafa ulaşamadım. Hayır hayır, merak etmeyin babam gayet iyi!

Ve yine son olarak demek isterim ki, ben her yeri severim. Ankara'dan kalkarım Elmadağ'a giderim orayı da çok severim. Çünkü ben gitmeyi severim. Hele bir de etrafımda ki sesler değişikse ben bi yerde iyiden iyiye yabancıysam daha çok severim.

Buraya kadar okumayı başaran herkesi de tebrik ederiM:))

8 yorum:

Allegra'nde dedi ki...

ay Mervecimmm, keşke bu yazıyı biz madrid-barselona turuna çıkmadan önce yazsaymışsın. Barselona'da aç kalmam akabinde "aç ayı oynamaz" misali bitse de gitsek moduna girmemi engellerdik. ne güzel yenecek şey varmış! paella dışında ki ağzımı sürmedim, yenecek şeyleri olduğunu bilmiyordum :)))

cometa dedi ki...

ah alleciiim tüh tüh diyorum başka da bir şey demiyorum!

ayrıca yani yazıda gezilecek görülecek yerin 5 katı kadar bir kısımda yemekten bahsetmiş olmamdan da anlaşılacağı üzere kesinlikle sana katılıyorum ve bir ülkede karnım güzelce doymadıktan sonra ne anlarım ben o ülkenin güzelliğinden diyorum!

selma dedi ki...

benim için bu harika bilgileri paylaşan , bu dünyanın en harika bloglarından birinin yaratıcısı olan arkadaşıma sonsuz teşekkürler....

cometa dedi ki...

numaracı:))

Eda dedi ki...

Mervee gece hayatıyla iglili de bişiler karalıycagıno söylemişrirn bekliyorum sabırsızlıklaa! Cünkü 15 mayısta ben de gidiyorum senin fikirlerine güveniyorum :)

cometa dedi ki...

edaa ; gece hayatı konusunda hiç güzeel not almadığımdan ve tavsiye de almadan gittiğimden olsa gerek mekanları isim isim veremeyeceğim:(karşımıza çıkan fırsatları değerlendirmiştik:)
ama maremagnum alışveriş merkezinin en üst katında yer alan bir mekan barcelona gençliğinin akın akın gittiği bir yerdi, çok başarılı sayılmasa da denenebilir. Yine adını hatırlayamadığım bir iki cluba da yoldan geçenlerin dağıttığı flyerlardan alarak gitmiştik. Yine gözümüze kestirdiğimiz tiplerden de baya güzel öneriler almıştık.La rambla üzerinde bir çok club var, kısmen çoluk çocuk kaynıyor gibi de gelebilir. Ayrıca yine la rambla da ara sokaklarda yürürken karşına aniden bir mekanda canlı müzik yapan birileri çıkabiliyor. Bu caddenin ara sokaklarında istanbulun asmalısına, ankaranın nadasına bienine benzeyen bir çok yer var.Yine de ırkçılık gibi olmasın ama bir saatten sonra sürekli tehlikeli görünen zencilerle karşılaşıyorsun o yüzden çok derinlerde kaybolmayın bence. Yine metro sabaha kadar açıktı ya da 4'e kadar yani ulaşım rahat ama yine biraz önce dediğim ürkütücü tiplerle de karşılaşmamak mümkün değil:) Bir de yine la ramblanın girişinde( sahil tarafı olmayan) top shopun karşısına denk gelen bir jazz club vardı, hiç gitmedim ama oranında kendine göre bir kalabalığı vardı, belki denersiniz. Çok fikir verici olmadı ama nerde hareket orada bereket mantığıyla hareket edebilirsinİZ:)

Eda dedi ki...

Mervee çok teşekkür ederim bu bilgiler için dediğin konuda da dikkatli olacağım :) Çok saoll

cometa dedi ki...

eğer bulabilirsem, metro hattı haritasını da bloga eklicem:)
şimdiden iyi tatiller benim selamımı söyleyin barcelonaya:)