31 Ocak 2010 Pazar

Selma'nın Nişanı.

Kaşlarımızı almadığımız günlerde suratımızın neye benzediğini bildiğimiz,şarkıda ki "hani bendim yedi renk" cümlesini benim "hani bendim yediren" olarak sandığım günlerden beri arkadaşız Selmayla.
Hayatımızda en değer verdiğimiz insanları kaybettiğimizde aynı acılarla gözlerimiz dolduğundan, ya da ben her sene onun öğretmenler gününü kutladığımdan, tunalıda kapı kapı gezerek birilerini aradığımızdan, birlikte hayatımızda olmuş olayların sırasını karıştıracak kadar çok zaman geçirdiğimizden, denize bakıp yanyana huzur bulduğumuzdan, boğulmak üzereyken birlikte kurtulduğumuzdan da değil başka sebeplerden bir aradayız bence, ki bunlar bile başlı başına önemli sebepler.


Ve Dün itibariyle Selmoş nişanlandı. Yanda gördükleriniz de onun için yapıldı.
Altuğ'yla çok mutlu olsunlar inşallah. Kocaman gözlerinin içinin hep güldüğü, kocaman kahkahalarıyla şenlenen uzuun bir ömürleri olsun birlikte.
çok seviyorum onu ben.

29 Ocak 2010 Cuma

Limonlu Çay.

Çok sık hastalanmam ben. Genelde mevsim geçişlerinde alerjilerimle boğuşurum. Ama bugünlerde biraz kırgınım, burnum tıkanık, boğazım ağrıyor. Böyle zamanlarda suda eriyen asprin ve limonlu çay bana en iyi gelenler. Limonlu çayın o keskin kokusu da fazlasıyla dedemli pazar günlerini hatırlatıyor. Çayı koyarken aklıma dedem geliyor, limonu sıkarken elleri, limon çekirdekleri çaya düşünce o gün, sonra gevrekler, pijamaları, ütü, müzik derken herşey birbiriyle garip bir çağrışım yapıyor. Sonu gelmiyor. Bir koku insanı nerelere götürüyor. Dedem her gün ama en çok cuma günleri aklıma düşüyor.

27 Ocak 2010 Çarşamba

aaaaaaaaa!

Ankara’da yaşayan herkesi “Ankara’ya kar yağdı” yaygarası yapmaya çağırıyorum.
O kadar abartalım kii Dubai’ye kar yağdı sansınlar.
Hatta işe mi geldik, geri dönelim falan.
Evlere kapanalım.
Uzun uzun evde yapılacaklar listesi yapalım.Erzak depolayalım. Alışveriş merkezleri 5’te kapansın.
Mesela Bahar Karum’a kadar çıkabilen belediye otobüsü ile ilgili kısa bir film çeksin .
Ağlayalım sürekli.
İstanbul’a nispet yapalım.

Reklam.

Diş rahatsızlığı nedeniyle başlanan bir kutu antibiotik bittikten sonra boğaz ağrısı başlaması:ENTERESAN.

Sabah işe doğru yürürken, buz tutmuş havuza konan kuşların, patinajı, kayması:KOMİK.

Annemin yaptığı, iş yerine götürmem için de bir kavanoza koyduğu ayva reçeli: LEZZETLİ.

Bu soğuk havalarda işe gelmek, adliyeye gitmek, donmak ve donmak:İŞKENCE.

Yetiştirmem gereken yazılar varken bunları yazmak:APTALLIK

Paha biçilemezle bitirecek bir şey bulamadım sanırım.

Dün itibariyle edindiğim accessorize tüylü kulaklıklar olabilir aslında!

26 Ocak 2010 Salı

Ezel ile Behlül.

Şu hayatta hayran olduğum iki ecnebi sanatçı varsa o ikisi de yan tarafta görmekte olduklarınızdır.
Birisi ally mc beal'la gönlüme taht kurmuştur, diğeri yağmurlu havalarda karşılaşma ihtimalini sevdiğimdir.
Ezel ile Behlül'ün aynı dizide oynamasıdır benim için ikisinin bir filmde oynaması.
Yüksek bir beklentim yoktu, belki de o yüzden oldukça eğlenceli geldi bana.
Tavsiye ederim. Gözlerinizden öperim.

İsyan.

Yazmak ne kadar zor bazen. Yazacak yüzlerce kelime olması kafanda ama parmaklarının ucuna gelmemesi inatla.. Bir yandan da parmaklarının işinle ilgisiz satırlar yazmaya hevesli olması nasıldır bilir misin sen?

Bilmezsin.

Yazmaktır benim işim peki bunu bilir misin?
Bazen hiç gelmeyecek bir kağıt parçasını bekleyerek, bazen de “ böyle bir durumda ne denir ki” diyerek yazmaya çalışmaktır.

Okuyarak, anlamayarak zaman zaman, sorarak yazmaktır. Kelimelerle oynamaktır.
Hiçbir kabulü tazammun etmemektir, usul ve yasaya aykırı demektir, itiraz etmektir.

Kelimelerim yorulur bazen, benimle koşmak istemezler. Sıkılırlar.
Saklanırlar, çıkmazlar.

Onları kovalamak, arayıp bulmak, neşelendirmektir benim işim.
Bilir misin?

25 Ocak 2010 Pazartesi

Sarı Ejder.


Didem'in gözlerini yaşartacak bir durum; tüm vıdı vıdılarıma, olumsuz yaklaşımıma rağmen yine bir türk filmiyle karşınızdayım. Ama işin içinde Uğur Yücel olunca bir durmak gerek. E kadronun geri kalanı da oldukça başarılı olunca bir cumartesi akşamı Yudum'un sözünün geçtiği sinema salonunda aldık soluğu.
Film bana biraz çekimleri itibariyle müptelası olduğum C.S.I Miami'yi bir de konusu biraz çağrışım yapmış olsa gerek pacino ve de niro'lu "righteuos kill"i hatırlattı sanki.(aslında konudan çok bunda Uğur Yücel'in koşar haliyle diğer yıldızlarınkini özdeşleştirmem de yatıyor olabilir)
Uğur Yücel'in ses tonu bile başkaydı, rol yapmak kelimesinin karşılığı o bence.
Nejat İşler'i zaten çok severim. Ona birşey demeyeyim. Objektif olmaz:))
Kenan İmirzalıoğlu'na gelince; o benim için deli yürekteki hali neyse oydu da sanki, kabadayı da başka biri olduğunu görünce etkilenmiştim baya ve bu filmde de yine içinden başka biri çıkmış, ona karşı önyargımda bitmiştir.(aman o da ne mutlu olur okuyunca:))
Ceyda D. ve Berrak T'yi soracak olursanız da;güzellik, oyunculuğun önüne geçen birşey mi bilmiyorum ama ikisine dair bir çift laf edeceksem eğer ilki bu olucak; gerçekten de çok güzeller.Utanma hastalığım tutuyor benim biri rol yapamayınca ama bence gayet başarılıydılar.
Filmin konusu gerçekten çarpıcıydı. Zaten heryerde yazıyor bir de ben anlatmayayım. Ama şu röportajı da okuyun bence.
Netice de az biraz sıkılsam da , "aa" deyip çok şaşırmasam da tavsiye edebilirim.Adli tıp dersindekilere çok benzeyen cesetler gerçekten inandırıcıydı, çekimler de ben bu işlerden pek anlamasam da bana göre başarılıydı. En azından Uğur Yücel daha çok film çeksin istiyorsanız bile bence gidin:)
Haftanız güzel geçsin.Öperim.