5 Ağustos 2019 Pazartesi

büyük küçük mutluluklar

didem bir liste yolladı. her güne bir madde. iki gün önce büyük ve küçük mutluluklarımızı yazmam gerekiyordu. yazdım. büyük değil, küçüktü hepsi. ya da küçük olan algısıydı. ama hepsi beni çok mutlu eden şeyler. mutluluklarının farkına varmak çok güzel. birkaç gün sonra kendimi takdir ettiğim yönleri yazmak için sabırsızlanıyorum. farkına varma çok güzel. arkadaşlar daha da güzel.

23 Temmuz 2019 Salı

Karadeniz Gezisi Gün 1 Trabzon



Uçağımız sabahın köründe olmayınca, rötar vs yaşamayınca, güneşli bir havada neşe içinde Trabzon’a varıyoruz. Otel olarak Dedeman’ı seçtik, lokasyon olarak Trabzon’un dışında sayılsa da, İstanbullular için şehir merkezi neredeyse bir bakkal mesafesinde. Otele geldiğimizde kahvaltı halen devam ediyor, hızlıca bir şeyler yiyoruz. Odamız güzel, her yer temiz. 2 saatlik bir uyku keyfinin ardından, dolmuşla merkeze iniyoruz.
Karnımız aç. Kalkanoğlu pilavcısında, kavurma, pilav, hoşaf ve sütlacın ardından, kemer altında turluyoruz, kuyumculara girip, Trabzon hasırı tarttırıyoruz, satılık civcivleri ezilmekten kurtarıyoruz, bir ara market arabasında, papyon takmış iki kazı süren bir kadınla karşılaşıyoruz, esnafla muhabbet edip, pidecilerin dükkanlarına ağzımız sulanarak bakıyoruz, Ayasofya kilisesine çıkıyoruz, Atatürk köşkünü ziyaret ediyoruz, köşkün bahçesinde çay içip, dönelim dediğimizde neredeyse 3-4 saattir gezindiğimizi fark ediyoruz ve yoksa yine mi acıktık?
Bu sefer yine merkeze inip tesadüf eseri Akçay’ın önünde dolmuştan iniyoruz. Akçay’da dönerin ardından, Beton Helva’dayız. Kürşad dondurmasını yaz helvası ile yiyor, benim geçen seferden aklımda kağıt helva ile yememek kalmış. Kürşad’ın hiç kağıt helva yemediğini öğreniyorum. Ve tabii bayılıyor. Akşamı Trabzon Çarşı’da ara sokaklardan birinde 3. Nesil bir kahveci de noktalıyoruz. Gelene geçene bakıp, Yomra dolmuşu ile tekrar otelimizdeyiz.
Küçük yerlerde insan nedenini bilmediğim bir şekilde daha mutlu, daha anda. Her anın daha keyfini çıkarıyor. Ya da sadece tatilde olduğumuz için bana öyle geliyor.

16 Mayıs 2019 Perşembe

İza'nın Şarkısı 11 Mayıs 2019

İza'nın şarkısı bitiyor. Kitabı kapadığım anda kendimi çok kötü hissediyorum. Ev üzerime üzerime geliyor toplasam da dağınıklığı bitmeyecek, temizlesem temizlenmeyecek gibi. İçim sıkılıyor. Dibe doğru yüzmeye başlıyorum. Yemek yapacak halim  de yok. Evden çıkmak üzere kapıyı açıyorum, Annem çıkıyor karşıma. Zile bile basmadan. Rüya mı bu? Annem geldi. Babam geldi. Ben onları düşünürken onlar bir trene binmiş yola çıkmış.
Yukarı doğru yüzüyorum, derin bir nefes alıyorum.
Kitap çok güzeli, Magda Szabo ile tanıştığıma çok memnun oldum.

olafur arnalds

Kombucha mayalarımın müzik öğretmeni, tatlı depresyonlarımın naif eşlikçisi Olafur'u dünya gözüyle dün canlı olarak Zorlu'da dinleyebildim. Konser alanına gittiğimde gördüğüm kalabalığa şaşırdım, sanki o tek benim Olafurumdu. Biz onca insan, kulağımızda bir kulaklıkla, ilk defa gittiğimiz bir şehirde, gece vakti, trenle yol alırken ve yol kenarındaki evlerin içinde yaşanan hayatları merak ederken, bir uçak yolcuğunda içimiz kararmışken, evde kombucha mayalarken, deniz kenarında yürürken onu dinlemişiz ve her birimizin müziğine dair neler hissettiğini düşündüm, güzel hissettim.

Bir ara konserde  ışık en önde bir grup seyircinin üzerine yansıtıldığında, bu ışığın içinden geçen sis bulutları bana sanki müziğiyle içimizdekileri dışarı çıkartıp, müziğine ekliyormuş gibi bir hissiyat verdi.

Benim için müziği, yeşil bayırlar görerek yapılan bir tren yolculuğundan inip, küçük bir eve ulaşmak, yağmur yağması, yağmurun ardından açan güneş, bazen küçük bir çantaya iki parça eşya koyup, uzaklara doğru yola çıkmak, yeniden başlamak, yeni yıl, ışıklar, kalabalık sofralar ve daha bir sürü şey.

müzik iyi ki var.


30 Nisan 2019 Salı


telefonum çalındı. çalınmadan önce instagramda ve watsupta ne kadar zaman geçirdiğime bakmıştım ve biraz üzülmüştüm. hatta kürşad merve sence onlarca telefondaki onlarca fotoğraf ne olacak demişti. biz bastırıyoruz. birileri bakar demiştim:)
sonra bir tepeye çıkıp, kenara atılmış bir şezlonga oturduk. sanki biraz ayıp ederek, hamile çekimi yapan çiftle dalga geçtik. şu telefondan kurtulsam dedim.
derken yarım saat sessizce oturduğumuzu fark edip, telefonuma da bakmadım ne güzel dedim.
oradan kalktık, telefonum cebimden düştü, ben fark etmedim ve sonra orada telefonumu bulan biri aldı gitti.ben bir midye buldum. fotoğrafını çekmek istedim. derken telefonumun olmadığını fark ettim.

telefondan kurtulmak istemiştim ama sanırım böyle değil:)
midye kabuğu baş ucumda. belki elimde de bir dövme olur. anda kalma dersi olarak. düzen tertip ve dikkat için.

22 nisandan beri instagramım yok. yedek telefonumda da uzun süre watsuptan arapça dışında kelime yazamadığım için iletişimim azaldı.
sonra yazmaya üşendiğimi farkettim.
arkadaşlarımla telefonla konuştum.
telefonla konuşmak çok güzel geldi.
ertesi gün telefon almaya giderim sandım ama gitmedim.
arapça yazan kırık iphoneum ve iş telefonu olarak da akıllı telefon olmayan bir samsungum var ve ben onla telefonla konuşurken kendimi bir fransız bir kadın kadar havalı hissediyorum.
attığım adım sayısını, yediğim yemeği, gezdiğim yeri size göstermesem olacak mı?
bilmiyorum.
olur inşallah.
ben sadece benimle konuşurken parlaksam parlayayım, bulutluysam size o yansısın sesimden. ama fotoğraflarımı görmeseniz mi?
olmadığım biri gibi görünmeyeyim.
ya da olduğum gibi görünsem de sizin beni bir profilden başka türlü görmenize vesile olmayayım.
işte böyle şimdilik.

ve bu sabah 30 saniye güneşe baktım. çıplak gözle. çünkü faydalıymış.
son moda faydaları hiç atlamam. sanki iyi geldi.
hadi inşallah.

19 Nisan 2019 Cuma

20/06/2018

day 4

bu sabah Lecce'ye veda vakti. içimi bir hüzün kaplıyor.
gitmeden yine dünkü Pastanemizdeyiz. bu sefer kasadaki yaşlı amca ile selamlaşıp, sohbet ediyoruz.
hayır ne ben İtalyanca ne de o İngilizce biliyor. ben Türkçe o da İtalyanca konuşuyor ve gayet anlaşıyoruz.

en son bana duvardaki fotoğrafları gösterirken, daimi müşterilerine bizim istanbuldan geldiğimizi anlatıyor, bugünleri unutmamak için bir kare fotoğraf da çekiliyoruz.

elimizde bavullarımız, lecce sokaklarını son kez içimize çekerek, istasyona varıyoruz. hedefimiz bari.

bariye varıp, kalacağımız yere varıyoruz. odamız beklediğimizden oldukça kötü, sanki biraz kandırılmışız. odamızı kiralayan kadın karşımızda bir restuarant işletiyor, bir dedesi, adapazarında diğer dedesi ise ıspartada yaşamış bir ermeni. türkiyeye hiç gelmemiş ama merak ettiğini anlatıyor. oda konusu benim keyfimi kaçırmış olsa da kürşad sabırlı. boşver yatmadan yatmaya geleceğiz nasıl olsa diyor, Alberobelloya gitmek üzere tekrar istasyona geçiyoruz.


Trende keyfim yok. Elimde Kodin. Kitapta Andrea ile Kodin tanışıp arkadaş oluyorlar, tam o anda trende çok az kişiyiz. yanımda gırtlak kanseri olan bir adam, karşısında da annesiyle oturan minik bir erkek çocuğu var. Andrien'in Kodin'den korkması gibi, çocukta adamdan korkuyor. sonrasında adam sesi çıkmadığı için kullandığı mikrofonu tatlı tatlı çocuğa anlatıyor, birden arkadaş oluveriyorlar.

kürşadla laflarken trende dikkat çekiyoruz. Çünkü trende turist olmadığı gibi, italyanca dışında bir dil konuşan da yok. Genç bir kadın yanımıza gelip, nereden geldiğimizi soruyor. O da Alberobelloda rehbermiş, bize trolloların tarihini anlatıyor.


notlar

Annemle dükkandayız, belki benim yaşlarımda, belki de benden daha küçük iki kadın alışveriş yapıyorlar. Kadınlardan biri dükkandan ayrılmadan anneme; sizi çok seviyorum, çok iyi kalplisiniz diyor. İnsanların en yakınlarına söylemek için yıllarca terapiye gittiği bir cümle, bu genç kadının dudakları arasından içtenlikle dökülüveriyor.

Ertesi gün uçaktayız. Yanımda bir baba, biri kız biri erkek iki çocuğuyla seyahat ediyor. Uçak inişe geçtiğinde, kız çocuğu babasına "İstanbul'a geldik mi" diye soruyor. Baba "evet" cevabını veriyor. Kız camdan el sallayarak; "Merhaba İstanbul, benimle arkadaş olmak ister misin?" diye bağırıyor. Babası da ona "İstanbul çok haindir kızım" diyor. Küçük çocuk İstanbul'la iletişimini kesiyor:) Küçük bir insanın kafasında bir şehir hain olarak kodlanmış olabilir mi?


Ve ben kendimi insanlara beğendirmeye çalışan biri olduğumu bile yeni yeni anlıyorum. Çünkü bu yaşlarda daha fazla kendime dönüp bakıyorum. Nasıl biri olduğumu, karakterimi, mizacımı nelerin şekillendirdiğini, düşünüyorum.  Tüm başarısızlıkların , psikolojik sorunların, karakter özelliklerinin tamamen aile bireylerine yüklenmesine şiddetle karşıyım. Öyle ya da böyle herkes bir çocukluk yaşadı, bir  yetişkin olarak tüm sorunları çocukluğumuza atfetmek bence çok kolay. Yapılması gereken kendimizi tanımaya mesai harcayarak, sevgiyle yine kendimizi kucaklamak . Ben mesela kendimi olur olmaz çok eleştirip, bir türlü iyi olduğuma inanmamayı çocukluğuma yüklemek yerine, çocukluğuma sarılıp, yaparsın kızım, hadi bakalım demeye çalışıyorum. Herkes seni beğenmese de olur diyorum. Diyelim, çalışalım. iyi olalım. Farkında olalım.


Kendimde ve etrafımda fark ettiklerimi not etmeye karar verdim.
Bakalım ne kadar yaparım.