27 Aralık 2018 Perşembe

merve mektup 2018 (yanıtlı versiyon)

hello merve. bitiyor 2018 neler yaptın?
geçen seneki mektubunu açıyorum şimdi önüne.
canım mervecim,
bir dükkan bul kendine haydi yolun açık olsun. demişim.


çok baktım dükkan. ama bir türlü cesaret edemedim. sonra da galiba vazgeçtim. yeterince iyi olup olmadığımı sorguladım, benimle , benden sonra yola çıkanların ilerleyişine baktım, canımı acıttım. sonra da bıraktım. kendine bunu yapma dedim. hala bu işi yapıyorum. hala insanlardan güzel yorumlar alıyorum ve çok güzel iki yerde markam yaşıyor. ömrü uzun olsun.

spor konusunda nasıldım?

6 ay çok iyiydim. ama bir ara arayı çok açtım. 112 kez antreman yapmışım. ki buna saatimi takmadığım günler değil. ama beslenmede epeyce sapıttım. olsun kız. iyi yedin. 2019 da yemezsin.

seyahat etmek yine önemliydi. 

Çok güzel seyahatlerim oldu. bozburuna 2 kere gidebildiğim efsane bir yıldı. italya tatili unutulmazdı. berlin ve londralar sadece seyahat değildi, konuştuklarımız, güldüklerimizle kendimize de bir yolculuktu.hala fasa gidemedim. ürdün, antep, japonya planlar dahilinde değil. ama sicilya seyahatini planladım bile. aferin. 

bu yıl yeni neler denedin? neler öğrendin? 
medistasyona başladım. bence devam edeceğim. yoga da kendimi geliştirdim. dil öğrenme konusunda hevesim yok. ama ingilizcemi bol kullandığım bir yıl oldu en azından.antalya maratonuna gidemedim. ama istanbul maratonunu atlamadım.iyi de bağış topladım ve babam ve baharla katıldım.

sağlık kontrollerimde başarılıydım. 

kalbimi ve jinekolojik muayenelerimi aksatmadım. geçen yıla göre bir artı aferin. dişle ilgili sıkıntım olmasa da kontrole gitsem iyi olurdu. seneye inşallah. 

kedileri de 2018 e yazsam mı? demişim. 
ve evet bir kediyi evimde ağırladım, evinde ziyaret ettim. aferin kız. 

çocuk işinde ne durumdasın? yapacak mısın? çocuksuz musun? evlat mı edineceksin? netleş demişim.

bu konuda netleşemedim. ama kendimi akışa bırakmaya karar verdim. düşünmeyeceğim çok. ve simay bülbülle tanışacağım, seyrantepedeki mekanını ziyaret edeceğim. 

bu yıl bir konuyu iyice öğren istiyorum. ister kurtuluş savaşına çalış, istersen japon kültürüne yoğunlaş ama bilgilen mervecim. canımı sıkma demişim. 

love and sex belgeselinde japonların aşk ve seks hayatına yüzeysel bir giriş yaptım, o sayılmaz değil mi? yok bu madde hiç olmamış. otur sıfır.

instagramı çok azalttın aferin demişim. 
bu yıl yine çok vardım oralarda. nasip.

yardım işlerinde fena değildin ama düzenli bir fayda sağlamaya kafa yor. demişim.

ve yordum. düzenli iletişim içerisinde olacağım bir arkadaşım oldu ayrıca yine düzenli fayda  konusunda süper ötesi bir sistem kurmuş birine en azından her ay destek oldum.

daha çok müzik dinle. demişim. 
dinledim. çok dinledim. hatta bunları yazarken çok güzel bir şarkı çalıyor.

maneviyatını güçlendir, bu konuda daha çok eylem bekliyorum senden. 

hımm bu konuda ne yaptım bilemedim. neyse önümüze bakalım.

Bu yıl neler istersin?

yüz yogası yapayım. 
vitaminlerimi, omega 3 lerimi aksatmayayım.
daha az konuşan, daha çok dinleyen ve daha çok yürüyen biri olayım.
meditasyonda yol alayım.
spora devam, sağlıklı beslenmeye başla. ama insanları çok darlama bu konuda, kendin de dahil.
çok okudum bu sene, daha da çok okuyayım. good read uygulaması çok güzel.
dingin biri ol.
akışa bırak kendini, endişelerle anı kaçırma.
bol bol esne.
iyi biri ol. 




özetle;
seni hala seviyorum merve. ama daha çok sevmek isterim.
seni bu yıl biraz daha tanıdım. seninle konuşmayı, kafanın içindeki şarkıyı hala seviyorum.
neşeni kaybetme.
kendi kafanı yaşa.
sevdiklerin hep seninle huzurla sağlıkla yanında olsun.


16 Kasım 2018 Cuma

ervah-ı ezelden

nurcanın sarı pırasa saçları, burnunda çilleri var. yüzünde kocaman bir gülümseme. hep gülen bir yüzü var. sanki o gülümsemenin ardında üzüldüğü şeyler var. ama geçer be nurcan. geçmez mi?
nurcanın tertemiz kalbi var. sen nereden biliyorsun? hissedersin. avukat nurcan, ama seramik yapar. buluşalım deriz buluşamayız. bir akşam acıklı şarkılar açmışız. hani fazla aşk acınız var mı dedirten cinsten. hani soğuk bir tepeye çıkıp, yere çömelip, üşüyerek, üşüdüğünün farkına varamayacak halde olmayı istemek. derken haber geldi. nurcan gitmiş. al sana acı. al sana göz yaşı.

sonra bu çaldı;

Dünyayı sevenler veli değildir,canım değildir 
canı terkedenler deli değildir 
insanoğlu gamdan hali değildir 
her birini bir efkara yazmışlar 

13 Kasım 2018 Salı

paralel evren

paralel bir evrende benimle olduğunu bilsen, ama bu dünyada ben seni tanımasam, hatırlamasam, peşime düşer miydin, beni arayıp bulur muydun dedi. o spordayken bunu düşünmüş, peşime düşermiş, ama korkmayayım diye bunu hemen bana söylemezmiş. fakat beni tanıdığı için, benim sevdiğim şeyler yaparmış. beni sushi yemeye götürür, kitapları, resimleri, müzikleri sevdiğimi bildiğinden o konularda sevdiklerimden bahsedermiş. ben de dermişim ki kürşad bey beni ne kadar iyi tanıyor:)

yemeğe gittiğim, çok da tanımadığım adama bey diyorum diye epeyce güldüm.
ama bu tatlı bir konuşmaydı.
unutmak istemedim.


30 Ekim 2018 Salı

öpsem öpsem ellerini

Akşam muhabbet nereden bizi oraya getirdi bilemiyorum. Bryan Adams'a ne oldu geyiğine başladık. Bir kaç eski şarkı dinleyip, Ghir Enta'yı sonra da yoututube'da Soud Massi'nin canlı performansının olduğu bir video açtık. Son günlerde okuduğum bir kitapta, kaybettiğiniz sevdiklerinize, gün içinde anlar armağan edebilirsiniz minvalinden bir öneri vardı. Ben de şarkının başında çalan ud taksimini dedeme hediye ettim. Dinlerken ellerini düşündüm, ellerini öperken duyduğum sabunla karışık taze limon kokusunu, ellerinin o hafif pütürlü halini, rengini. Hediyem ulaşır mı, ulaşmaz mı diye düşünmeden, o melodiler beni onunla keyifle müzik dinlediğimiz anlara götürdü. 

Bu sabah metro merdivenlerinden çıkarken birden gitar sesi duydum. Hasret çalıyor. Dedem hediyemi almış, bana yeni bir hediye etmekte de hiç gecikmemiş bile.

7 Eylül 2018 Cuma

eylülün istanbulu

eylülün istanbulunu çok severim.
çünkü bir eylül burda güzel geçerse bütün eylüller sana onu anımsatır.
eylülün istanbul'unda, kürşad işten erken çıkar,  haribyede buluşuruz, dolmuşla beşiktaşa iner, ordan bembeyaz bir motora atlar, akşam güneşinde üsküdara geçeriz, hava ne soğuk, ne sıcak, manav tezgahlarını dolaşırken bana bir file alırız. içini kadıköyde doldururuz. çarşıdan yokuşu çıkar, beyaz fırının tezgahlarına, papağandaki kuruyemişlere bakarız. fazıl bey'den gelen kahve kokusunu içimize çeker, çiya da yemek yeriz.

mandalina kokusu

mandalina kokusu beni mutlu ediyor. kafamda anılar canlanıyor.
okuldayım. maltepe'de. büyük bir sınıfta küçücüğüm.
hava kararmış. florasan ışıklar aydınlatıyor sınıfı. kaç yaşındayım?
8 belki 9. ama 10 değil. çünkü baharla aynı okulda olduğum yıllarda olduğu gibi abla abla hissetmiyorum henüz.
sınıf mandalina kokuyor.
ben evimizi düşünüyorum.
evimizde de hava karardı mı? annem ne yemek yaptı?

mandalina kokusu huzur veriyor.
evdeyiz bu sefer,  hava soğuk mevsim kış. gülüyoruz. ertesi güne bir sınav, ödev  yok. tv açık. turuncu battaniyenin altında uzanıyoruz. belki soğuk parmaklarımız baharla birbirine değiyor. annem mandalina getiriyor, babam soyuyor.

6 Eylül 2018 Perşembe

haydar haydar

ışık almayan odanın ortasındaki beyaz duygusuz masada karşılıklı oturuyoruz.
oturduğum yerden sokak görünüyor. masadaki bilgisayardan hafif bir klasik müzik geliyor.
handel olabilir mi? olabilir. sarabande olabilir mi? neden olmasın? ikimiz de müzik dinlemekten keyif alıyor gibi yapıyoruz. Sizli bizli, hanımefendili, beyefendili yalandan konuşmalar. Keyif falan almıyoruz aslında, ben şuradan kendimi sokağa atsam, gözlüklerimi geçirip, yokuşu çıkarken, doya doya bir ağlasam diye geçiriyorum içimden. Karşımdaki ne düşünüyor acaba? Apartmanın sokağa çıkan merdivenlerinde el sıkışırken beni aşağı itmeyi mi?

Uzun süredir kafesimin dışında kalan insanlardan uzağım. Kafesimde ise dertler benzer. Dövizin yükselişi, alınan kilolar, paranın yetmeyişi, İstanbul'un insanı bitirişi, konuyu en fazla "bu hayat nereye götürüyor bizi"ne kadar getirip, akşam yine dizlerimizi çekip uyuyoruz. Bizleri uykusuz bırakacak dertlerimiz yok çok şükür.

Kafesimin dışına çıkmayı unutmuşum. Oysa erkenden beyazlamış saçlarımı, yüzümdeki o hüzünlü kırışıklıkları dışında geçirdiğim günlere borçluyum.

Görüşmemiz bitiyor, sokağa çıkıyorum, kimse beni merdivenlerden aşağı atmadı, ben de ağlamadım.
Taksi bulamıyorum. En sonunda içinde yolcu olan bir taksi, müşterisini az ileride indirip beni almayı teklif ediyor. Kabul ediyorum. Arap müşterileri Nusret'in önünde indiriyoruz.

Taksici başlıyor anlatmaya, kızı özürlüymüş. ama ağır değil, hafif derecedeymiş, Mecidiyeköy'deki okula gitmesini istiyormuş, okul otel gibi tertemizmiş. Kızını bir görsem benden bile güzelmiş,  alımlıymış, dışarıdan gören kimse onun özürlü olduğunu düşünmezmiş. Ama o kızının özrünü kabullenmiş bir babaymış. Bugün beni bıraktıktan sonra, geçen sene onu kabul etmeyen okula kızını tekrar teste götürecekmiş.Eşi bu duruma çok sevinmiş, baba olarak kızıyla ilgilenmesi hoşuna gitmiş. "Ne iyi bir babasınız" diyorum. "Benim gibi baba olmak da ne var, asıl eşim çok iyi bir Anne, o olmasa ben kızıma bakamazdım" diyor. "Olsun" diyorum, ne babalar var, bu durumda eşlerini terk edip giden.

Taksiden iniyorum, kafesime doğru ilerlerken düşünüyorum, bir yerlere para göndermekle, hediyeler almakla olmaz. birbirimize karışmamız, birbirimizi dinlememiz, derdimizle dertlenmemiz, hal hatır sormamız gerek. ama nasıl?