5 Haziran 2010 Cumartesi

oh.

Gün geçiyordu, şarjım azalıyordu. Planım Utku, Selma, Altuğ ve Eren ekibiyle bir saat oturup eve dönmek, uzun uykulara dalmaktı. Gün içerisinde utku’dan “sn. Aysoy Akman, sn. Balamir...” diye başlayan ve casitada yemek yeneceğini bildiren o komik mesajı aldığımda hala kendimde bir güç bulabilmiş değildim. Sonra bir şekilde 6’da işten çıkmayı başardım, Utku’ya telefonda ne yapsam etsem off poff diye dertlenirken, onun motivesiyle eve geldim, duşumu aldım, mükemmel ayakkabılarımı ayağıma geçirdim ve 8 de casita’da açlıktan ölür bir halde masa başındaydım.
Bu kısmı ofis arkadaşlarım umarım duymazlar, çünkü hep birlikte toplu bir rejime(katliama uğradık) girdik. Ama ben ilk günden fire verdim tabii ki.
Güzel ve leziz mantılarımız eşliğinde, düğünü yaklaşan Selma ve Altuğ’Nun türlü maceralarını dinledik, Erenimizle hasret giderdik..
Gecenin bombası Selma’dan geldi; “Şimdi insan evlenince bu yemek işi hassas konu tabii, işten eve gelmişim, deli gibi acıkmışım, yemek hazır, pişmiş , kaşığı/çatalı bir atıyorum ki deli gibi tuzlu, e haliye insanın siniri bozulur tabii” diyerek patlattı bombayıJ Bu sırada müstakbel evliliklerinde , işten eve Selma’dan önce gelen, koştur koştur yemek hazırlayan, bir de üstüne yemeği tuzlu yaptı diye Selma’dan azar işiten Altuğ geldi gözümüzün önüne ve hepimiz gülmekten öldük tabii:)

Davetiyelerimizi de aldık ve düğüne 2 perşembeleri kalmış bu çiftimizin pasta kesme esnasında çalacak şarkısının da toplu bir dansa oldukça müsait olduğunu öğrenince Eren ve Utku’nun sevincini ve çalışalım o dansı yapalım fikrini ortaya attıklarındaki heyecanlarını görmeniz gerekirdi. Hayır böyle tuhaf fikirler hep benden çıkar sanırdım ama şu an itibariyle sürprizi kaçmasın diye söylemediğim o şarkı eşliğinde dans çalışmalarına da başlama kararı almış bulunmaktayız.

Gece Altuğ’nun bana baktığı şahane fal eşliğinde bitti. Kafamdaki bütün o başı sonu gelmez düşüncelerden kurtulup, çok ferahlayacağımı, önümün çok açık olduğunu söyledi.

Neticede bu gece ne serin ne sıcak ama çok güzeldi. Bana da bayaa bayaaa iyi geldi.

4 Haziran 2010 Cuma

kafam karıştı.


Ben şunu fark ettim ki, herkes kaçsam mı , kalsam mı, tamam mı devam mı, gelecek, evlilik, çoluk mu çocuk mu, kendi işin mi, devlet mi, kpss mi,master, doktora, yurtdışı mı, gitti mi, gidiyor mu diye yüzlerce soruya cevap ararken, dertlenirken, kederlenirken, kararlar alıp uygularken ben olayların çok dışında kalmışım.

Tüm bu konulara dair söyleyecek beylik laflarım, verilecek mantıklı önerilerim var da. Da sı ne dersen, kendime bir önerim yok, hedefim yok.

Hırsım mı yok benim. Güzel yemekler yiyip, güzel filmler izlerken, içime işleyen kitaplar okurken, denize durup öyle sadece bakarken, arkadaşlarla ailemleyken geçiyor işte günler ve ben fark edemiyor muyum? Yanlış yolda mıyım?

Kafam karıştı benim.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

çakıltaşı

Hayır ölmedim, evet yaşıyorum.
Güzel bir tatilin ardından biraz düştüm sanırım. Azıcık ben öyle demek istemedimlerin,kırıkların, biraz zamanın, biraz işlerin arasında sıkıştım, çarpıştım, çakıldım falan.
Anlatacaklar birikti, ama canım konuşmak istemiyor.
Bana işte bazen böyle oluyor, sonsuz bir susma isteği geliyor.
Güzel bir hafta olsun.

25 Mayıs 2010 Salı

Nankör Mağdur.

Gece Ankara'ya varış.
6 gün gidilmedi diye bir işi olduğunu unutma durumu.
Anne'den gidilecek işin adresini bir kağıda yazıp vermesini rica etme, akabinde ciddiye alınmama.
Sabah çalacak alarmı kurarken, bir gün önceki alarmın güneşlenme seanslarında tersini dön saatini gösterdiğini görünce kalbine oturan yumru.

Hayır gitmek çok güzel de şu dönüşler olmasa..

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Hayat ne tuhaf, vapurlar falan..


Hayat gerçekten tuhaf.Mesela 17/05/2010 tarihinin 14/11/1999 tarihine karşılık gelmesi garip.His olarak. Konu olarak.Halbuki mevsimler farklı, insanlar farklı, giden benin anneannem değil, ama her şey neden bu kadar fazla onu getirdi bugün bana?


Bugün gözyaşı vardı. Sabah annemin, işe gelince Hatice'nin, şimdi de benim gözümde.Bugün de öyle bir gün işte.


Bir de çok garip ama ölüm beklemiyor. "Yetişicek işlerim var, bugün gelme haftaya araşalım" denmiyor ölüme. Ya da sadece bir iki saatliğine bir araya gelmeyi bile zaman zaman başaramazken insanlar, bir cenazeyle anında bir araya gelebiliyor. "Bugünler çok yoğun, cenazeyi öbür ay yapalım"diyeni duydunuz mu?


Ölümü , cenazeyi erteleyemediğimiz gibi, yaşamayı, hayatı da ertelemesek keşke.


Keşke böyle günlerde kararlar alıp, ertesi güne unutmasak.


Bu da böyle iç açmayan bir yazı oldu, hem de bir pazartesi. Hiç yakışmadı ama. İdare edin artık.


Bazen tam vaktinde gidiyor insan.

14 Mayıs 2010 Cuma

Yapacak ne çok şey var!

Salı gününe kadar yazılacakları yetiştirmem,
Etrafa saçıp durduğum tüm evrakları zuladan çıkarıp yerleştirmem,
Ben yokken yapılacakları listelemem,
Bir iki çekmecemi azıcık da olsa düzeltmem,
Uçak bileti zırıltılarını halletmem,
Güneş kremi almam,
Bir iki şortumu yazlık dolabından çıkarmam,
Bikinimin içine sığıp sığmadığıma bakmam,
VEEEEE gitmem gerek.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

dur yoksa atlarım!

Rahmetli Turgut Hocam (Akıntürk) ders verirken, Aile Hukuku’nun birinci kısımda yer alan Evlilik Hukuku’na geldiğinde şöyle demişti; “Kanun seni baştan uyarır; NişanlanMA, haydi diyelim ki nişanladın yine uyarır; evlenME ve sen bu hatayı da yaptıysan sana son kez seslenir;boşanMA” Bugün yine bir boşanma davası için işlemleri başlatırken hocamın bu sözleri geldi aklıma, sonra içim sıkıldı, kafamdan bir dolu şey geçti, maddeleme ihtiyacı hasıl oldu. İşte Uzman Merve’nin boşanma notları..
*Erkekler kadınlara nazaran bu davayı neticelendirmekte kesinlikle daha kararlı. Onlar bir dava açtıklarında boşanmak istediklerinden eminler. Girdikleri yolun bir dönüşü olabileceğini akıllarından bile geçirmiyorlar. Bu yolda kendilerine genelde yeni bir kadının eşlik etmesi de kararlılıklarının diğer bir sebebi olabilir. Kadınlarsa kesinlikle kararsız. Tabii ki istisnaları da var; şiddet gören ya da aldatılan bir kadın şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmak isteyen hemcinslerine göre daha dik bir duruşa sahip olabiliyor.Ama yine de bu bile çalışan ve refah seviyesi yüksek kadınların dahi boşanma sürecinde erkeklere göre daha çabuk pes ettikleri ve davalarını zaman zaman geri çekebildikleri gerçeğini değiştirmiyor. Boşanmış kadın ve boşanmış erkek kavramlarının toplumdaki karşılığının birbirinden farklı olmasının da bunda etkisi var sanırım.

*Erkekler boşanma davası açtıklarında tek amaçları boşanmak. Kadınlarınsa daha farklı emelleri olabiliyor;erkeğin burnunu sürtmek, ona gününü göstermek, kendinden yoksun bırakmak, erkeğin değişmesine ön ayak olmak v.b. gibi.

*Kadınların büyük bir kısmı boşanma davasının açıldığı gün ve hatta duruşmaya bile parmaklarında alyanslarıyla gelirken, erkekler henüz dava açılmadan yüzüklerini çoktan fırlatmış oluyor.

*Kadınlar çocukları olmadan bir hayat düşünemezken, erkekler boşandıklarında çocuklarını da boşadıklarını sanabilecek kadar şuursuz olabiliyor.

*Kadınlar olayları erkek ya da kadın olan avukatlara, cinsiyet ayrımı gözetmeden tüm ayrıntısıyla açıkça anlatabilirken, erkekler kapalı bir kutuyu andırıyor. Kapalı kutudan da genelde sürprizler çıkıyor. Misal, sevgilim yok diyenin, sevgilisi olması+ ondan 5 yaşında çocuğu bulunması gibi:)

*Ailelerin de işin içine karıştığı boşanma davalarında ise her iki taraf inanılmaz ölçüde vahşileşebiliyor, bu durumlarda kadın erkek ayrımı yapmak oldukça güç, genelde duruşmalar meydan muhaberesi kıvamında geçiyor.

*Bugüne kadar açtığımız davaların önemli bir yüzdesi şiddetli geçimsizlik sebebine dayanıyor. Beni aldattı, dövüyor diyene pek rastlanmıyor.

*Şiddetli geçimsiz kavramının içi olayın iki tarafı için, içi oldukça dolu bir kelime öbeği olsa da, dışarıdan bakanlar için ve özellikle de hakim önünde dile getirildiğinde biraz manasız görünebiliyor.İnsanlar cinsel hayatlarının olmadığını söylemekte oldukça zorlanıyorlar.

*Aileler birbirine uyumlu değilse, bir tarafın ailesi diğerini onaylamamış ya da evliliği uygun bulmamışsa 20 yıl sonra da olsa tüm bu meseleler bir yerden patlak veriyor.

* Bazı çiftler boşanma aşamasında yeniden flört etmeye başlıyor. Duruşmadan elele çıkanları görmek olası.

*Çok paranın olduğu ve hiç paranın olmadığı iki durumda sık sık boşanmaya neden olabiliyor.
*Özellikle genç çiftler, en ufak tartışmada soluğu avukatta ya da adliyede alıyor. Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış ve alttan alan da yok.Her iki tarafında tek amacı diğerini değiştirmek, yola getirmek.

*Yine özellikle gençlerin evliliği bir değiştirme, tamir müessesi olarak gördükleri de acı bir gerçek.İşi inada bindirip olmadığını görünce "E öyleydi de evlenince değişir/değiştiririm sandım, sonuçta evlenince bikbikbik yapmaz sandım, bikbikbik olmaz sandım" gibi hayal kırıklığı içeren cümleleri sarfetmeleri üzücü, düşündürücü.

Bu liste uzaaaar gider ve insan sürekli olarak bu olayların içinde olup, birbirini seven iki insanın nasıl böyle çirkinleşebildiklerini görünce korkar sanki herkes boşanıyormuş gibi hisseder.Evliliği biraz kumar olarak görür biraz da bir iki üç deyip yüksekten bir suya atlamaya ya da bungee jumping e benzetir.Bu yazı da burada biter!