24 Şubat 2011 Perşembe

midem bulandı.

Bahar'ın sabahın köründe İstanbul'a gideceği gün güzel güzel uyumayı beklemiyordum ama en azından Bahar evden çıktıktan sonra biraz daha kestiririm sanıyordum. Sonra bağırışlarla yatağımdan zıpladım . Yan tarafımızın anaokulu , evimizin altının popüler bir kırtasiye ve evimizin de cadde üzerinde olmasından mütevellit hep yoğun bir trafiğe ve zaman zaman köşe başı kazalarına sık sık sahne olan kapı önümüzde iki araba 'dan inen 5'er kişi kuvvetli bir ağız dalaşı içerisine girmişti.
Bu kavga halindeki iki araba haricinde bir başka araba her zamanki gibi park yerimizin önüne park etmiş, bir diğeri de vahşice kaldırımın üzerine çıkmış ve yolu epeyce daraltmıştı. Muhtemelen araçlardan arkada olanı kornaya basmış, adam da geçecek yer mi var ulan nidasıyla kendini arabadan atmıştı.
Olay başladığında bir kadın tarafları ayrımaya ve sakinleştirmeye çalışmaktaydı. Derken taraflardan biri, oldukça şişman olan bir diğerini itti ve itilen kişi kendi arabasının kapısına düşmek suretiyle arabasının kapısını kırdı. Hayır araba da güzel bir arabaydı hani içim cız etti.
Bunun üzerine o sakin gibi görünen kadın, karşıt arafın üzerine öyle bi atladı ki ben ömrümde böyle bir şey görmedim dersem yalan olmaz.
Tabii akabinde şişmanca olan adam, daha ufakça olan adama kuvvetli bir şekilde kafa attı ve yer gök kan oldu. Kavga iyiden iyiye büyüdü. Bu arada sokağımızda çocuklarını bu vahşetten korumaya çalışan telaşlı velilerin "öğretmeniiiim çocuğu alır mısınız" çığlıklarıyla yankılanmaktaydı.
Her şey tuhaftı işte. İnsanlar canlarına ve mallarına bir zarar dahi gelmemişken, hangi öfkeyle birbirilerine bu denli gözleri kararak saldırabiliyorlar bilmiyorum.
İnsalardan korkuyorum, utanıyorum, biraz da tiksiniyorum ya.

Hiç yorum yok: