20 Ağustos 2010 Cuma

Mad world.


Pideköy’de yedik yemeğimizi. O 1.5 söyleyelim dedi. Ben bir olsun dedim. Yetmez dedi. Peki dedim. Tuzsuz olsun dedim. Mantar, ıspanak, kavurma ve pastırmayı seçtik.Bu seçimin adı susatan seçim olabilir dedim. Gerçekten de tuzsuz geldi. Lezzetliydi. Ben payıma düşenin hepsini yiyemedim. O ben bik bik konuşurken, yedirdi bana kalanları, katakulliye getirdi. 20:30 seanasına yetişirsek, sinemaya gidelim dedik. Yemeğin sonlarına doğru saate baktık ama kaçırdığımızı fark ettik. Gezinip, gezinip, harvey’e gittik. O ayakkabılara baktı. Çok güzel bir tanesi çok beğendi. Sonra bir tane daha gösterdi. Emekli olup, bodruma yerleştiğinde alırsın onu dedim. Sonra ben de ayakkabılara baktım, bir melisaysa vuruldum ama almadım. Birbirimizi bu sefer gaza getirmedik. Bir şey almamayı başardık dün. Ben dondurma yemek istiyorum, bir top falan ama dedim. Gelatoya gittik. Limon cappucino var mı derken bir de çilek kattım aralarına. O beni kandırdın hani bir top dedi ama kendisi de zaten 3 top yedi. Damlasakızı, çikolata ve limon. Limon bizim ortak paydamız. Bir de hemen erimese keşke.21:30 seansına gidelim dedik.Dondurmalarımızı yerken saate baktık ama kaçırdığımızı fark ettik. Dün zamanı bir türlü yakalayamadık. O, iki top yesen bile yetişirdik dedi. Havuzun kenarında da oturduk biraz. Çıkarken pembe trene binsek mi dedik. Binelim dedik. Bilet alırken ben binmeyelim dedim. Ama bindik. Her zamanki gibi, düşmeyelim diye üzerimize kapattıkları demirin kapanmadığına taktım kafayı. Korktum ama zaten onun için bindik dedim. İndik evlerimize döndük. Zeynep(4)&Emir(3) vardı. Yüz yıldır görmemiştim onları. Ne kadar büyümüşsünüz dedim. Laf olsun diye değil ama. Cidden büyümüşlerdi. Birbirimizin suratına bakıp, gülmemece oynadık. Sonra da gözlerini en son kim kırpacak oynadık. Emir yine patlattı bombaları. Sonra benim çok uykum gelmişti. Bunların enerjisi ise bitmemişti. Benim uykum geldi artık dedim. Zeynep hiç umursamadı, Emir gurur yaptı. Ben artık evime gidiyorum dedi. Zeynep annesinin, Emir babasının ayakkabısını giydi ve onları karşı daireye uğurladım. Uyudum.
Bazı günler çok basit ama çok güzeldir.

19 Ağustos 2010 Perşembe

biraz deniz biraz uyku..

Burası Bodrum'du.

Sünger favori mekanım olmuştu.

Midye yemek tatilde daha da hoştu.


Evimizin balkonuna kumrular konmuştu..
Ah kafam tatilde ne de boştu..


18 Ağustos 2010 Çarşamba

geçtii.


Sabah annemin komik rüyasına gülerek başladı. Ama annem rüya olduğuna o kadar mutluydu ki.

Rüyasında ben bir mafya ailesinin biricik oğulları ile evlenmek üzereymişim. Bahar ve Annem telaşla bana ulaşmaya çalışıyorlar ama beni bir türlü göremiyorlarmış.

Annem bir ara kayınvalidemi yakalayıp, ne biçim insanlarsınız tiradından bir şeyler söyleyince kadın ne dese beğenirsiniz?

“Sizin kız da çok uğursuz çıktı zaten, sabahtan beri 3 kere bozuldu jeneratörler”

Peki ben uyandığımdan beri neden mascarpone peyniri diyor olabilirim?

Bu sıcaklar bizi mahvetti a dostlar.

TDD’den (tatil dönüşü depresyonundan) zaten çıkamadım.

Ne olacak sonum bilmiyorum.

Hoçakalın.

17 Ağustos 2010 Salı

huhu.

Bu da yemek tarifi blogumuz.
Bahar ve benim.
Afiyet olsun:)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

3.

Zaman bazen çok hızlı geçmiş gibi bazen de hiç geçmemiş gibi.
Neler neler olduğunu anlatmama gerek var mı? Yoksa bizi görüyor musun? Buna da bir türlü karar veremiyorum.
Bahar geçen sene kep fırlattığında yoktun, ama keşke ilk işine başladığı gün sen de olsaydın. Bir sürü macerasını anlatırken birlikte gülseydik, hoş bilirsin o pek anlatmayı sevmez, Mehmetle benim gibi değil, Baharla Gülsima çok anlatmaz, bilirsin.

Gülsima artık tam bir muhabir ve ekranlarda görüyoruz onu sık sık, televizyona çıktığında birlikte izleyebilseydik bir kerecik. Kritik yapsaydık. Gözlerin dolsaydı senin ama gurur duysaydın. Tv seyretmek bile seninle güzelmiş.

Mehmet’e askerliğin Ankara çıktığını duyunca hep beraber sevinseydik. Sen de olsaydın keşke.
Annem daha Samsun’a gittiğinde görmüştü zaten rüyasında, arada bir söylense, huysuzluk yapsa da Mehmet de asker ve neredeyse bitiyor bile.Ve askerlik bittiğinde o artık İstanbullu olacak, Bahar da çok hevesli ama hayırlısı. Gülsima’nın da gideceği yer orası gibi.

E hepimiz İstanbul’u daha görmeden, senin maceralarını, anılarını dinleyerek sevmedik mi zaten?

Dükkanın kira tespit davasına ben giriyorum. Mühim bir şey değil telaşlanmana gerek yok. Ama sen burada olsan, senin avukatın olacaktım sanki daha güzel olacaktı.

Cumartesi günü hepimiz bir aradaydık, Mehmet gece gece bizi güldürdü, Gülsima ona kızdı, Bahar sabah erkenden işe gitti falan..

Ve onun dışında da herkes iyi. Umarım oradaki herkes de iyidir.

Şu senede bir gün telefon hakkı konusunda hala diretiyorum. Seni çok özlüyorum.

13 Ağustos 2010 Cuma

geçen hafta bugün.

geçen hafta bugün gümüşlükteydim.
sanırım herkes kahvede otururken ben deniz kenarına gitmiş, kanayan ayağımı suya sokmuştum.tam kalkıyım derken ellerim kum olmuş, tekrar denize sokmuştum hem ellerimi hem ayaklarımı.
ayağım kanıyordu ama ben haddinden fazla mutluydum.
sonra yine oturmayayım yürüyeyim diyerek, bodrum mandalinasından marmelat yapan o teyzenin dükkanına uğramıştım. Mandarin olabilir mi adı? ve onunla uzun uzun sohbet etmiştim.
gümüşlükten yalıkavak'a dönerken yolda mustafa sandal çalmıştı. çok mutluydum.
hep çok mutlu olalım ve bunları unutmayayım hiç. hissettirdikleri, kokusu, güneşin sıcaklığı hep içimde kalsıN:)

10 Ağustos 2010 Salı

güzel günlerim oldu.

İki haftanın sonunda ben de karaya ayak bastım.
Evet tatilden döndüm. Yastayım.
Her Türk genci gibi ben de Afyon dinlenme tesislerinde tuvaletten çıkıp, aynaya baktığım esnada ohaa nasıl yanmışım dedim.
Bu sene rengim güzel.
Saçlarım çocukluğumdaki gibi sararmış.
Eminim buraya bir şeyler yazma hevesimde gelecektir.


Şu an için golf oynamak, yeni bir yemek kursuna gitmek ve sörf yapmak gibi çeşitli isteklerim/hedeflerim var. Sırasıyla olmasa da gerçekleşmesini temenni ederim.

Çok bomba, beni sevinçten havalara uçuracak bir şey olacak mış? Nedir acaba?

Hayırlısı.

Hoşbulduk ve öperim.