18 Ağustos 2010 Çarşamba

geçtii.


Sabah annemin komik rüyasına gülerek başladı. Ama annem rüya olduğuna o kadar mutluydu ki.

Rüyasında ben bir mafya ailesinin biricik oğulları ile evlenmek üzereymişim. Bahar ve Annem telaşla bana ulaşmaya çalışıyorlar ama beni bir türlü göremiyorlarmış.

Annem bir ara kayınvalidemi yakalayıp, ne biçim insanlarsınız tiradından bir şeyler söyleyince kadın ne dese beğenirsiniz?

“Sizin kız da çok uğursuz çıktı zaten, sabahtan beri 3 kere bozuldu jeneratörler”

Peki ben uyandığımdan beri neden mascarpone peyniri diyor olabilirim?

Bu sıcaklar bizi mahvetti a dostlar.

TDD’den (tatil dönüşü depresyonundan) zaten çıkamadım.

Ne olacak sonum bilmiyorum.

Hoçakalın.

17 Ağustos 2010 Salı

huhu.

Bu da yemek tarifi blogumuz.
Bahar ve benim.
Afiyet olsun:)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

3.

Zaman bazen çok hızlı geçmiş gibi bazen de hiç geçmemiş gibi.
Neler neler olduğunu anlatmama gerek var mı? Yoksa bizi görüyor musun? Buna da bir türlü karar veremiyorum.
Bahar geçen sene kep fırlattığında yoktun, ama keşke ilk işine başladığı gün sen de olsaydın. Bir sürü macerasını anlatırken birlikte gülseydik, hoş bilirsin o pek anlatmayı sevmez, Mehmetle benim gibi değil, Baharla Gülsima çok anlatmaz, bilirsin.

Gülsima artık tam bir muhabir ve ekranlarda görüyoruz onu sık sık, televizyona çıktığında birlikte izleyebilseydik bir kerecik. Kritik yapsaydık. Gözlerin dolsaydı senin ama gurur duysaydın. Tv seyretmek bile seninle güzelmiş.

Mehmet’e askerliğin Ankara çıktığını duyunca hep beraber sevinseydik. Sen de olsaydın keşke.
Annem daha Samsun’a gittiğinde görmüştü zaten rüyasında, arada bir söylense, huysuzluk yapsa da Mehmet de asker ve neredeyse bitiyor bile.Ve askerlik bittiğinde o artık İstanbullu olacak, Bahar da çok hevesli ama hayırlısı. Gülsima’nın da gideceği yer orası gibi.

E hepimiz İstanbul’u daha görmeden, senin maceralarını, anılarını dinleyerek sevmedik mi zaten?

Dükkanın kira tespit davasına ben giriyorum. Mühim bir şey değil telaşlanmana gerek yok. Ama sen burada olsan, senin avukatın olacaktım sanki daha güzel olacaktı.

Cumartesi günü hepimiz bir aradaydık, Mehmet gece gece bizi güldürdü, Gülsima ona kızdı, Bahar sabah erkenden işe gitti falan..

Ve onun dışında da herkes iyi. Umarım oradaki herkes de iyidir.

Şu senede bir gün telefon hakkı konusunda hala diretiyorum. Seni çok özlüyorum.

13 Ağustos 2010 Cuma

geçen hafta bugün.

geçen hafta bugün gümüşlükteydim.
sanırım herkes kahvede otururken ben deniz kenarına gitmiş, kanayan ayağımı suya sokmuştum.tam kalkıyım derken ellerim kum olmuş, tekrar denize sokmuştum hem ellerimi hem ayaklarımı.
ayağım kanıyordu ama ben haddinden fazla mutluydum.
sonra yine oturmayayım yürüyeyim diyerek, bodrum mandalinasından marmelat yapan o teyzenin dükkanına uğramıştım. Mandarin olabilir mi adı? ve onunla uzun uzun sohbet etmiştim.
gümüşlükten yalıkavak'a dönerken yolda mustafa sandal çalmıştı. çok mutluydum.
hep çok mutlu olalım ve bunları unutmayayım hiç. hissettirdikleri, kokusu, güneşin sıcaklığı hep içimde kalsıN:)

10 Ağustos 2010 Salı

güzel günlerim oldu.

İki haftanın sonunda ben de karaya ayak bastım.
Evet tatilden döndüm. Yastayım.
Her Türk genci gibi ben de Afyon dinlenme tesislerinde tuvaletten çıkıp, aynaya baktığım esnada ohaa nasıl yanmışım dedim.
Bu sene rengim güzel.
Saçlarım çocukluğumdaki gibi sararmış.
Eminim buraya bir şeyler yazma hevesimde gelecektir.


Şu an için golf oynamak, yeni bir yemek kursuna gitmek ve sörf yapmak gibi çeşitli isteklerim/hedeflerim var. Sırasıyla olmasa da gerçekleşmesini temenni ederim.

Çok bomba, beni sevinçten havalara uçuracak bir şey olacak mış? Nedir acaba?

Hayırlısı.

Hoşbulduk ve öperim.

22 Temmuz 2010 Perşembe

h.b.day.


Ben 27 oldum. Bugün. Gece saat 2’de bundan 27 yıl önce doğmuşum. Yengeç mi Aslan mı olduğum konusunda çelişkiler mevcut. En son bir yıldız haritası neticesinde gökyüzü geçiş konumundayken doğduğum ve bu yüzden de her iki burcun özelliklerini taşıdığım tespit edildi. Burçlara inanıyor muyum? Bilmiyorum. Sıcak bir Temmuz günü beni doğuran Annem’in tüm doğum macerası topu topu 10 dakika sürmüş. Nur 24 iken ve Kemal 26 çocuklarmış, arabada açmışlar müziği gitmişler Hastane’ye. Yani benim annem beni ,bir Aşkı-memnu Peyker’i modunda cool bir şekilde dünyaya getirmiş.(Tüm bu havam oradan geliyor olabilir.)

İlk kez 6 aylıkken yoğurtçu demişim ve annem ilk yediğim elmadan, üzüme her şeyi bir yerlere not etmiş. (Bahar kendisi ile ilgili böyle kayıtlar tutulmadığına çok bozulur ama yılın herhangi bir günü ilk kivi yememi şenliklerle kutladığımızı da söylemem)

Kalça çıkığım olmasından mütevellit tüm yaşıtlarımdan ve etrafımdaki kuzen güruhundan daha geç, çok geç yürümüşüm. Herkes düzelir miyim, bacaklarım düzgün olacak mı ,sakat kalır mıyım diye çok endişelenmiş, ama korkulan olmamış.( Bacaklarım güzeldir.)

Okulu hep çok sevdim, resmen okullar tatil olunca üzülürdüm. Kalabalıklar içinde, yaramaz bir çocuk olarak, bisiklete binerek, dizlerimi kanatarak geçti çocukluğum. (Çok romantik)

Üniversite hariç hep zevkle gittim okula.Dünyanın en iyi arkadaşlarını buldum oralarda.

Üniversite’de okulun çalışmadan bitmeyeceğini anlamış olduğumdan , biraz zorlandım sanırım. Üniversite’nin ise sadece şenliklerini, gece deliler gibi gezmelerini ve sınav zamanını sevdim.(evet sınav dönemi belki de kurtulma dönemi gibi gelirdi, huzurlu olurdum)

Üniversite’de ufak tefek işlerde çalışıp kazandığım tüm parayı Nine West’ten aldığım ayakkabılara yatırırdım. (Kaç yıldır çalışıyorum bir dikili ağacım yok diye sızlanırken, annemin "git odana dolaplarının kapaklarını aç, üzülme" demesi bu huyumun hala devam ettiğinin bir göstergesidir.)

Üniversite bitti, ailemde yakın sayılabilecek bir hukukçu yoktu, nerede staj yapacağımı bile bilmiyordum. Ama liseden arkadaşım Nuri yıllardır Avukat Amcası’nın yanında staj yapabileceğimi söylerdi, o söz öylesine de olabilirdi ama o bu lafını unutmadı, İngiltere’ye gitme telaşı arasında, beni Amca’sıyla tanıştırdı. Stajımı orada yaptım ve bir gün bile iş aramadan orada işe başladım. Ben hiç iş görüşmesine gitmedim, hiç başka bir yerde de çalışmadım.

Bu işi yaparken en çok babam adına açtığım ve herkesin olmaz dediği bir davayı, hem de açılmış onca aynı konulu davadan önce kazandığımda mutlu oldum, gurur duydum.

Hayatta en büyük keyfi bir şeyler pişirirken, birileri onu beğenmişken, Baharla mutfaktayken aldığımı biliyorum. Yemeğe bir de gezmeye doyamıyorum.Deniz kenarı en mutlu olduğum yer.

2007 yılında hayatım çok değişti. Bir şeyler de beni çok değiştirdi.16/08/2007’den sonra özlemek ne demek onu öğrendim ve bir de sevmek. Sevdiklerimi kırmamaya gayret ediyorum. Huysuzluk yapmamaya , kalp kırmamaya çalışıyorum. Biraz büyüdüm. Hala büyüyorum. Öfkemi kontrol etmekte bazen zorlansam da, gayret ediyorum. Düzenli olmaya çalışıyorum.

26 yaşı seviyordum, ama nedense 26’yken hep 27’yim demişim. O yüzden şimdi 27’yken 26 dediğim de ödemişmiş olacağımızı düşünüyorum. Ödeştiğim kim onu bilmiyorum.

Yaşım kutlu olsun. Güzel olsun. Huzur gelsin.
Foto:Hayalimdeki doğum günü.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

ailemizin diceyi

Ailemizin dj'i Recomuz içindeki müzik tutkusuna engel olamamış, kendine bir mikser bile edinmiştir. Lise'de evde yaptığımız partiler için doldurduğu cd'lerle müzik hayatına adım atan Dj'yimiz, bugün onlarca mekanda çalmış, yüzlerce partide dj'lik yapmış bir şahsiyettir.
Dinlemek için TIK efendim.