11 Kasım 2008 Salı

Back to Black

Yeni bir dil öğrenmek istiyorum
Suluboya, yağlı boya, guaj resimler bir de ebru yapmak istiyorum.
Beni benden alacak bir film izlemek istiyorum.
Kalbimi yakacak bir şarkı dinlemek istiyorum.
Seramik yapmak, kil yoğurmak istiyorum.
Öyle bir kitap olsun ki okurken gözümden yaşlar aksın ya da birden kendi kendime kahkahalar atayım istiyorum.
Hiç yemediğim yemekler istiyorum, değişik mekanlar, bir konser..
Neşemi geri istiyorum.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Paralı Gün

Yaptıklarımdan bir kaçı;







Panna Cotta yapıp yanında süs için kullanacaktım Pamuk Şekerleri. Sonra vazgeçtim ve Bahar'ın çay poşetleri projesi için starbuckslardan aşırmış olduğu tahta çubuklara sardığım mini pamuk şekerlerimi bardaklara doldurdum.

Tatlı misafirlerime ikram ettim.






Kısır bence bir paralı gün klasiği ayrıca benim hep kendi sevdiği yemekleri pişiren bencil bir ev sahibi olduğumu da düşünürseniz menüde olması kaçınılmaz bir seçenek.



Ne çok acı ne çok ekşi.














Kısır gibi bir klasik de poğaça. Tarifi Büyükada Yemek Tarifleri kitabından. Sonuç:Gayet başarılı.








Tavukları haşla, iceberg ve iki yemek kaşığı mayonezle karıştır. Rufflesları yemeden biraz önce koy ki, yumuşamasın, çıtır çıtırlıklarını korusunlar. Günün sonunda tabakta tek bir kırıntı kalmayışı, başarısının kanıtı:)








Paralı günümde, daha önce doppio cookie olarak blogumda tarifini verdiğim kurabiyelerimden yaptım. Bugün itibariyle büro arkadaşlarımında bayılarak yediği cookielerimin adının merve kurabiyesi olarak değiştirilmesine karar verdim:) Yapımı çok kolay ve benim favorim.






Profitrolü yaparken zorlanmadım dersem yalan
olur. "Şu hamuru" yaptığım esnada, kapıdan içeri
giren Bahar'ın "aa ben o tariften yapmam" demesiyle bir nebze olsa yıkıldım. Ama ilk tepsideki hamurların kabarmaması ve kremanın su gibi olup daha sonra koyulaştırılarak kendine getirilmesi dışında bir problemle karşılaşmadım.Tepehome altın varaklı kağıt tabaklardan tavsiye ederim. Keserken yırtılmadılar. Çok şıktılar. Sofrayı " Ah şu tabakları da atalım gitsin, zenginlik başka şey" diyerek toplamak çok keyifli oldu.


7 Kasım 2008 Cuma

My Little One Forever


My little one forever, sweet songs forever
will i sing with the guitar forever
at the window under the flowers
come out to hear e and let me see you

My beloved
i send the song of my heart
for you to remember me
to remember me forever

i will come one evening again in your dreams
to sing you lullabies with a purpose
Bir şarkı tuttum bu çıktı, tabi bunun ingilizce değil de ispanyolca olduğunu düşünün, bana serenat yapan o adamı düşünün, görür görmez benim evim dediğim o evin balkonunda beni düşünün, düşünün...Ben gitmek istiyorum, insanlar sokaklarda benim anlamadığım bir dili konuşsunlar, ben her gördüğüm yeni şeye gözlerime inanamayarak bakayım, farklı renklerde, seslerde kaybolayım. Ben yine yabancı olayım. En çok onu seviyorum ben. Otobüsün camından dışarı bakarken herşeyi ilk defa görmeyi seviyorum.Bir de kaybolmayı.

6 Kasım 2008 Perşembe

Fikir Uçuşması


Biraz sağlık

Nihayet eskisi gibi koşar adım yürümeye başladım. Hala canım biraz yanıyor ama ufak bir kazanın hayatımı daha fazla etkilemesine izin veremem doğrusu.Hele o beni tanıyan ama benimle selamlaşabilecek kadar samimi olmayan bir grup insanın acıyarak ve ne olduğunu anlamayarak bakan suratlarını görmek istemiyorum. Mesela ben yolda sakat birini gördüğümde, ya da çok tuhaf giyimli birini, ona da herhangi birini gördüğümde baktığım gibi bakmaya çalışırım. Yani ne gözünü dikmek gerekir senden farklı olana ne de ondan gözlerini kaçırmak. Ama belki de benim şu herkese baktığım gibi bakmaya çalışmam bile birilerini farklı gördüğümün kanıtıdır. İnsan olmak çok zor.

Biraz para

Cumartesi günü paralı günüm var. Ani bir kararla bu hafta sonu yapmaya karar verdim. Çünkü dokuz kız olarak toplandığımız bu gün de en az gelmeyen kişi sayısı bu cumartesiye denk geldi. Canım arkadaşım Candancım Antalya’da olduğundan bizlerle olamayacak. Özellikle erkek grubu bu paralı gün işiyle dalga geçse de biz gayet eğleniyoruz. Ayrıca ortaokulda olduğu gibi her okul çıkışı birinin evinde yemek yemediğimizden ya da eskisi gibi pijama sohbetleri yapamadığımızdan ayda bir kere doya doya görüşüp, en sevdiğimiz aktivite olan yemek yeme eylemini gerçekleştiriyoruz, mutluyuz. Adı üstünde Altın Kızlarız biz.

Biraz kızsal konular

Sanki biraz kilo mu aldım ne? Şu Nesfeat denen şey gerçektende bende işe yaramıştı sanki. Belki yeniden geri dönmeli.

Yüzme konusunda geçen haftalarda haftada 3 gün yüzme ütopyasını gerçekleştirmiş bulunmaktayım.Arkasının gelmesini temenni ederim.

Bir rüya

Üzerimde Betty Booplu pijamalarım bahçelide yürüyüş yapıyorum. 48. sokağın köşeden dönmek üzereyken arkamda beyaz, üzerine yeşil çizgili eşofmanı olan, sadece bacaklarını görebildiğim bir adamın beni takip ettiğini fark ediyorum. Çok korkuyorum. Çünkü sabahın çok erken bir saati. Derken sokakta, çok erken olmasına rağmen benden başka bir sürü insan olduğunu görüp rahatlıyorum. Ama adam hala peşimde ve ben ister istemez yine çok korkmaya başlıyorum. Adam bana git gide daha çok yaklaşıyor, pazar çantasıyla yavaş yavaş yürüyen bir teyzeyi görüyorum. Çaresizce ona bakıp sonra nefes nefese uyanıyorum. Bu aralar bu rüyayı tam 3 kere gördüm. İkinci ve üçüncü de “rüya bu diye” rüya içinde kendi kendimi teselli etmeye çalıştım ama gerçekten ayıramadım, yine korkarak uyandım. Allah hayırlara getirsin.

Bir Dilek

Havalar çok güzel. Kış gelmesin.Allahım lütfen gelmesin.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Akacak Kan Damarda Durmaz II



Uyandım sabah, ayağımı unutmuşum bir baktım üzerine basamıyorum. İşe nasıl gideceğim, seke seke mi gezeceğim diye hayıflanırken, giydim kotumu, ayağımda vanslar, bindim taksiye, zira yürümem pek zor. Mehmet’in yoğun tavsiyelerini dinleyerek tetanoz aşısı olmaya karar verdim. Eczaneden alayım dedim. Pahalı bir şey diye düşünüyordum ama sadece 6,70.-YTL imiş. Buz kalıpları arasında verdiler aşımı. Bozulmaması içinmiş. Organ nakline gider gibi gittim bizim sokaktaki polikliniğe.

Poliklinikte kimliğimi alıp kaydımı yaparlarken, tetanoz aşısı aldım diye pek bir üzüldüler. Onlarda varmış. Sonra hemşire doğum tarihimi sordu. 1983 dedim. Önce yazdı sonra bana bir daha baktı. “En son ne zaman tetanoz aşısı oldunuz” “Lise 1 de” dedim,”1998 yılında sanırım” Pek şaşırdı. O da herkes gibi beni 17-18 sanmış. Avukatım dediğimde açılan ağzını ve kocaman gözlerini ben giderken hala kapamamıştı. (Elbet bu genç gösterme işine sevineceğim yaşlarda gelecektir dedim içimden.) Aşıyı aldığıma o da çok üzüldü. “Gidip geri verin” bile dedi. Fiyatını söyleyince biraz rahatlar gibi oldu. Aslında ben de aşıyı kendi ellerimle alıp, son kullanma tarihine bakabildiğim için daha bir mutluydum. (Çünkü Mehmet beni bu konuda da defalarca uyardı.)Aşıyı yaparken canımı hiç acıtmadı. Buz kalıplarını eczaneye geri götürdüm.

Tetanoz aşısını olduğumuz zaman önemliymiş çünkü 1. aşının üzerinden 4 hafta, 2.den 6 ay ve 3 ile daha sonrakiler için 1 yıl geçmeden olmamak gerekiyormuş.Hemşire bana bir kart verdi, üzerinde tetanoz aşılarımı olduğum günleri yazdı, böylece başıma iğne olacak bir durum geldiğinde hatırlayıp söyleyebileceğim. Söyleyemezsem de siz söylersiniz artık:) Allah korusun ve Amin.

2 Kasım 2008 Pazar

Akacak Kan Damarda Durmaz

Biraz önce.Yataktan zıplıyorum. Normal bir insanım ben. Ama yattığım yataktan zıplayarak kalkıyorum. Çünkü yan odadaki Mügeyle Baharın yanına gideceğim. Ve bir anda büyük bir acıyla yatağa çakılıyorum. Ayağıma bir şey girdi ama ne? Canım çok acıyor. Çığlıklar atıyorum. Normalde zaten yaygaracıyım. Ama cidden canım çok acıyor. Sımsıkı tutuyorum tabanımı. Ne kesti diye yere bakıyorum. Yerde Beyaz Çantam. Kırmızı makyaj çantam. Birde Boş Niğde Gazozu şişesi. Allahım neye bastım ben? Makyaj çantamdan o minik makasın sivri ucu sinsice parlıyor. Battı diyorum. Avcumu bir açıyorum. Çok kan. Batmamış. Utanmasa ayağımın altından grip üstünden çıkarmış. Beyaz çantam, gri eşofmanım, mavi halım, her yer kan. Seke seke banyoya gidiyorum. Beyaz zemin kan. Çok kan. Yaygaracıyım ben söylemiştim. Ama canım çok acıyor. Hekim babamın önderliğinde intern Bahar ve Müge ile pansumanın tamamlanıyor. Annem kana bakamıyor. Sonra birden gayet sakin bir şekilde akacak kan damarda durmaz diyor.

1 Kasım 2008 Cumartesi

Friday i m in love

Dün malumunuz mübarek cuma günü..
Metro altında camiye taşmış kalabalık, hocanın vaazını dinlemekte. (Bu arada Hocamız ekmeğin yıllık tüketimi konusunda öyle çarpıcı rakamlar veriyor ki, ziyan olan ekmek oranı konusunda bende şok oluyorum. )Yargıtay'a gideceğim. Hızlı adım ilerliyorum. Aman amcaların dikkatini çekmeyeyim, oradan bir an evvel gideyim diye telaşlıyım. Derken yerli Bridget Jones'unuz nerede göze çarpmak istemezse orada bakışları üzerine çektiğinden, metro içinde ne sergisi olduğunu anlayamadığı bir etkinliğe ait tabloları bir bir birrr deviriyor. Sayamadıysanız ben söyleyeyim toplam da 3 tablo yere seriliyor. Derken namaz nedeniyle ters çevrilmiş tabloları düz düz yerleştirip sonra ayy yanlış oldu telaşına kapılıyor bir dördüncüyü de deviriyor ve artık ne yapacağını bilemiyor. Sonrasında kıpkırmızı olduğunu hissettiğim yanaklarımdan fışkıran ateşe dayanamıyor, yürürken elbisemle dikkat çekmeyeyim derken, tablo macerasıyla tüm şimşekleri üzerime çekiyor ve oradan tabloları düzeltmeden kaçıyorum. Buradan sizlerin aracılığı ile ressamlardan özür diler, nacizane bir cuma vaazı da ben vermek isterim;Acele işe şeytan karışır.Birde İngilizlerin dediği gibi thank god its friday:)